Prof.Dr. Karl Koch’un 1843-1844 Tarihli Rize Gezisi

Alman İmparatoru Friedrich Wilhelm 4 ‘un hastalığı sebebiyle Alman doktorların yaptığı konsültasyonla, dünyada nadir bulunan bazı çiçeklerin Doğu Karadeniz dağlarında bulunduğunu belirterek bunlarla yapılacak olan ilâç ile imparatorun iyileşebileceğini söylerler.

Bunun üzerine Kari Koch başkanlığındaki bir heyet, elinde Alman imparatorunun yardım mektubu olduğu halde Osmanlı hükümdarı Abdülmecit’e başvurur.

Sultan Abdülmecit’de ,Trabzon Valisine yardımcı olunması konusunda bir ferman yazarak Alman heyetine verir. Fermanda heyetin güvenliğinin sağlanması ve hiçbir ücret talep edilmemesi isteniyordu. Nitekim öyle de oldu. 26 Temmuz 1843’te Trabzon’a varan heyet daha sonra bir yelkenli ile Rize’ye geçti. Kari Koch Rize’yi şöyle anlatıyor. Çoğu caddeleri taş ile kaplı,sevimli meyve ağaçlan arasında ,alt kısmı taş üst kısmı tahtadan evler…

İki gün Rize’de kalan Kari Koch kara yoluyla Mapavri’ye gider. Yol boyunca dinlendikleri köyde, köy muhtarı kendilerine yemek ikram eder. Mısır püresi,bal ve tereyağı ile hazırlanan bulamaca, mısır ekmeği batınlarak yeniyordu.

Dağa başlayan tırmanış devam ederken 1600 ayak yükseklikte bir mısır tarlasında akşam yemeği yenir. Alp gülleri ve böğürtlen örtüsü ile kaplı harikulade tabiat ortamında yolculuk devam eder.3600 ayak yükseklikte göz çiçeği ve dağ eriğine rastlanır.

Bunu karayemiş ,alp gülü ve açelyadan oluşan sürekli çalılıklar takip eder. Meşe,kuş üvezi,dikenli defne,frangula, vaccinium arctostophylos bitki türleri gezi boyunca sıkça vardır. 5.000-7.000 ayak yükseklikte ise baldrian (valerina alliari folia vahi) görüldü. 5.700 ayak yükseklikte İsviçre Alplerinde bile rastlanılmayan güzellikte Kafkasya türü Alp güllerine rastlanır.

Açelya, gelincik, düğün çiçeği,leylek ağzı, strophelkraut, silenen, beşparmakotu, çuhaçiçeği, loinkraut, menekşe, çançiçeği, lotus, sibbaldien, cerastien, doronicum, senecionen, büyük çiçekli betoniken, civan perçemi,papatya mandilya, draba, beni unutma, börenklay, gnaphalion bitkileri ise özel bir halı oluşturuyordu.

Kura-i Seba Çağrankaya44da bulunan Kari Koch heyeti buradan Çimil köyüne varırlar. Kafilenin rehberi,Çimil beyi Süleyman Ağanın kapısını çalar. Ve ona seslenir. Konuksever evinin kapısını aç Kıımbasar oğlu Süleyman Ağa. Sana Hıristiyan Frengistan’ın uzaklarından konuklar getirdim. Onlar kötü havada barmak,aç karınlarına yiyecek ve içecek istiyorlar.

Süleyman Ağa: Hangi ülkeden gelirse gelsin,her yabancı bu kötü evde sürekli konuksever bir ağırlama bulur. Elimde olan her şey emrinize amadedir. Yüksek dağlar beyinin evine hoş geldiniz, der. Tercüman Lukas Süleyman Ağaya, padişah Abdülmecit’in fermanı ile,Trabzon valisi Osman Paşanın mektubunu verir. 50 yaşlarında güçlü bir yapısı olan Süleyman Ağa geleneksel Türk misafirperverliğini bu heyete gösterir.

Kari Koch yayınladığı seyahatnamesinde4′ burada Türkçe’den başka bir dil konuşulmadığını yazar. Rize dağlarının (Balkar dağları) 9 000 ayağa varan yükseklikte araştırmalarına devam eden heyet Çoruh Balkarlarma geçer. Çoruh havzası boyunca bir iki saatlik yürüyüşten sonra Çobandere’ye varılır.

Geceyi burada geçiren heyet daha sonra İspir’e doğru seyahate devam ederler. Yol boyunca güzel çiçekler, özellikle saponarienler, silenenler, karanfiller, cerastien, çam çiçekleri, onosmatürleri, dam koruğugiller, pırasagiller, kedi ayağı, pelinotu. açelyalar, kılıç otları, taş otları ve siyah taşlar arasında bir dizi ballıbabagiller fışkırıyordu.

İspir’e varan araştırma ekibini kendisini İspir Beyi olarak tanıtan Hasan Ağa karşılar. Aydın bir Türk olan Hasan Ağa Erzurum seraskeri Kâmil Paşanın yanında polis olarak görev yapmıştı. Prof.Karl Koch 9 Ağustos’da Rize dağlarına (Balkar dağları) ikinci kez çıkıldıktan sonra Hodoçur isimli 400 haneli büyük ve varlıklı bir Ermeni köyüne varırlar.

Yedi farklı köyden oluşan Hodoçur’un iki bin oturanı olduğunu söyleyen Kari Koch,burada karşılanışını ve ağırlanışını eserinde şöyle anlatıyor. Derenin nehre katıldığı yerden uzak olmayan yerdeki ikinci ev grubuna varınca,aynı abartmalı nezaketle yönetici özür diledi.

Ziyaretimizi bilmemesi onu çok üzmüş bize, tüm vadi çok sağlıksız olduğu için bulunduğumuz yeri hemen terk ederek seyahatimizi sürdürmemizi öğütledi. Söylenen tüm tehlikelere rağmen kaldık ve bir yer tuttuk. Akşam uzun bir bekleyişten sonra kötü bir ekmek,ekşi süt ve birkaç yumurta verdiler.

Ertesi sabah ise bunu bile vermediler. Ac acına oradan ayrıldık. Hodoçur’dan sonraki ilk durak Balkar köyüdür. Balkar köyü 200 haneli bir Müslüman Türk köyüdür. Kafile burada Türk misafirperverliği ile ağırlanır. En iyi yemekler yenir,en iyi döşekler hazırlanır. Balkar köyünden Kaçkarlar üzerinden Çamlıhemşin Hala köyüne,oradan da Viçe dağı aşılarak Hemşin’e varılır. 17 Ağustos 1843 Perşembe günü Atina’ya inen heyet, daha sonra deniz yoluyla Batum’a giderler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.