Doğu Roma (Bizans) Hakimiyetinde Rize (395-1204)

Orta Çağ 395-476 – Yeni, Çağ 476-1453

Roma imparatorluğunun 395 yılında ikiye ayrılması ile birlikte Rize’de Doğu Roma sınırları içinde yer alır. Doğu ve batı diye ikiye ayrılan Roma imparatorluğunda Batı Roma’ın başkenti Roma,Doğu Romanın başkenti ise İstanbul’du. İşte Doğu Roma imparatorluğu zaman süreci içinde Bizanslaşarak ayrı bir kimlik kazanacak ve Roma uygarlığı,Bizans uygarlığına dönüşecektir.

Yine 395 yılında Hunlar, Basık ve Kursık adlı iki başbuğun komutasında Anadolu’ya girerek bir kol Çoruh vadileri boyunca Karadeniz’e ulaşarak buradan Harşit ırmağına kadar olan bölgeyi taradı. Diğer bir kol ise Erzurum,Malatya ve Çukurova bölgelerini atları ile çiğneyerek Kudüs’ e vardılar. 375 yılında Azak denizinin batısında da görülen Hunlar,378 de Karadeniz’in kuzeyinden batıya doğru ilerleyip, Tuna’yı geçtiler.

404’te de Trakya’daki Roma topraklarını istilâ ettiler. Doğuda kalanlar ise 395-398 yıllarında Kafkas geçitlerini aşarak Anadolu’ya girdiler.1 Batıda Bizans 395 yılında Tuna civarındaki Hunlar’ı Hıristiyan yapmak için rahipler göndermeye başladı. Hıristiyanlaştırma çabaları 523’te sonuç vermeye başlayarak, İncil Hun diline çevrilir. Hıristiyan olan bazı Hun grupları Bizans ordusunda görev yapmaya başlarlar.

Rize’nin doğu kesiminden Rion ırmağı arasında uzanan bölgede yer alan Lazika krallığı Roma’nm vasalı krallar tarafından yönetiliyordu.

14 Gürcistan’da geleneksel putperestlik dini ve bu dinin Kurumi denen rahipleri iyi örgütlenmiş,zengin ve itibarlı bir mevkie sahip olduğu için Hıristiyanlık da kısa sürede zengin kiliselere sahip olmuş,Yunanca’nın etkisinden kurtulmuş ve İncil’i Gürcü alfabesi ile Gürcüce’ye çevirerek Bizans’tan bağımsız Gürcü kilisesi organize edilmişti. Daha sonraki asırlarda Abhaz kilisesi de Bizans’taki Ortodoks Patrikhanesinden ayrılıp,Gürcü patrikliğine bağlanmış ve Abhaz Krallığı lO.yy.ikinci yarısı ile 11.yy. başlarında Bizans’ın bölgede dayandığı en büyük güç olan Rum piskoposluklarını kapatarak bölgede yeni Gürcü kilisesine bağlı piskoposluklar açılmıştır.

Bu durum Karadeniz’ in doğu sahillerinde Gürcü dili ve kültürünün yayılmasına yol açmıştır. Çoruh nehrinin denize döküldüğü yerin batısında kalan bölge doğrudan Roma ve Bizans lejyonları tarafından korunduğu için bu gelişmelerden etkilenmemiş, hududa yakın bölgelerde yaşayan Lazlar dillerini koruyabilirken,daha batıda yaşayan Lazlar, Canlar ve diğer topluluklar asırlara sarkan Hıristiyanlaştırma süreci içerisinde 10. yy.dan itibaren papazlar tarafından İncil’in dili dışında bir dilde konuşulan her kelime cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak hesaplanacaktır şeklinde telkinleri ile kendi dillerini unutmaya,devletin ve bağlı oldukları kilisenin dili olan Yunanca’yı konuşmaya zorlanmış, özellikle bölgedeki sahil şehirlerinde ve giderek köylerde yerel dillerinden de etkilenmiş bir Yunanca konuşulmaya başlanmıştır.

Bu tür uygulamalar Bizans’ın milli siyaseti idi ve bu siyaset sadece halkların dillerini değil,eski dinlerine ait inanç ve kültürlerini,Hıristiyanhğm yerel mezheplerini hatta çeşitli dönemlerde dağlık bölgenin kuzeye bakan vadilerine sığınmak zorunda kalan Ermeni inancına sahip küçük gurupları da hedef almış ve onların da Ortodoks potasında eritilip kilise etrafında yeniden şekillenmeleri sağlanmıştır.

400 yılları civarında Balkaş ve Aral gölleri yöresindeki steplerde egemenlik kuran Juan JuanlarAJar-Hun/Avlar’lar tarafından bulundukları Turfan vahasından 450 de batıya sürülen Sabir Türkleri de Altay-Ural dağları arasındaki düzlükte yaşayan Hun’ların arkasından bu bölgeye gelmiş olan Ogur Türklerini Orta Volga bölgesine kadar batıya atmıştı. Teşkilâtlı ve yüksek bir savaş tekniğine sahip olan Sabir’lerin karşısında tutunamayan ve 463’ten sonra Karadeniz’in kuzeyinde görünen Ogurlar, Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan tüm halkları egemenlikleri altına almıştı.

466’da Kafkasya üzerinden îran’a sefere çıkan ve Kuzey Doğu Anadolu’ya giren Ogur guruplarının yönetici boyu Sarogurlardı. 465-466 senesinde Bizans’a elçi gönderen Onogurlar Bizans’la ittifak sağlamış ve 482’de Bizans imparatoru Zenon Ogurlardan,Doğu Got’larına karşı yardım istemişti.

Bir kısmı göç ederek Karadeniz’in kuzeyi ile Doğu Avrupa’nın bir çok bölgesine yerleşmeye başlayan Ogurların arası daha sonra Bizans’la açılmış ve 499’da Ogurlar Trakya’ya sefer düzenlemişlerdi. Bu dönemde Onogur, Saragur/Sarıogur, Uturgur/Ogur, Kuturgur/Ogur kavimleri Kafkasların kuzeyindeki Hun bakiyeleri ile karışmışlar, bu karışmadan 482 yılında Bulgarlar15 meydana çıkmıştı. Aralarında Bulgarlarında bulunduğu bir kısım On Ogur boyu ise çok daha sonraları 680’lerde bugünkü Bulgaristan bölgesine yerleşecekti.

Hunlar, Uygurlar ve Avrupa Avarlar’ı Türklerin konuştuğu Türki dili konuşurken,Bıügarlar bugün Türkçe’nin Çuvaş koluna ait Türki dili konuşuyordu. Arasındaki fark birinci kolun z sesi çıkardıkları yerde ikinci kolun r sesi kullanmasıdır.

Onogurlar’ın terk ettiği bölgeye gelen ve bölgede yarım yüzyıl kadar hakim olan Sabirler /Savir /Zavir /Subar /Suvar /Sabarlar daha sonra Kafkasya-Don-Volga üçgeninde görünmüş ve 515-516 yıllarında Kafkasları geçerek Anadolu içlerine Kayseri,Konya ve Ankara bölgelerine kadar uzanan akınlarda bulunmuştu.

Bu olay da bazı tarihçilerimiz tarafından Türklerin Anadolu’ya ikinci girişi olarak tanımlanır ve Ağaçeriler16 gibi bazı Türk unsurlarının bu akınlarda Anadolu’ya yerleştiği belirtilir. Bu sefer esnasında Bizans’la temasa geçen ve 527’de Persler’e karşı Bizans’la ittifak kuran Sabirler daha sonraki yıllarda Persler’ in tarafında yer alır.

Bu durum 558’de Avar’ların karşısında kesin bir mağlubiyete uğramalarına kadar böyle devam etmiştir. Lazika ya da Eğrisi denilen krallığın Bizans ile İran arasında çekişme alanı olduğu ö.yy.da Karadeniz’in ve Kafkasya’nın kuzeyindeki Türk kavimlerinden derlenen askerler de önemli rol oynamıştır.

555 yılında 60.000 kişilik bir ordu ile Lazika/Egrisi’ye yürüyen Sasani’leri orada Bizans, Megrel, Abhazlarm yanı sıra Hun ve Sabir’lerden oluşan birleşik bir ordu beklemekteydi. Ayrıca Megrelistan ile Leçkhumi sınırında Onoguris adlı bir kale bulunması da daha önce Onogur’ların da bu sahada etkinlikler gösterdiğine işaret etmektedir.

Orta Asya’da eski tebaaları olan Göktürklerin 552’de isyan ederek üç yıl içinde tüm ordularını yok edip batıya sürdüğü Avar/Uar-Hun/Juan Juanlar’ın başlattığı üçüncü göç dalgası, Sabirler’in bulundukları bölgedeki hakimiyetlerine son vermişti. Sabirler’in bir kısmı ile, Macarlar’ın bir kısmı Hazarlar’ın arasına karışırken, Göktürkler’in baskısı ile sıkışık bir durumda kalan Avarlar da göç yollarında karşılaştıkları pek çok kavimleri birlikte sürüklediler.

Avarlar’m gerçek kimliğini bilmeyen Bizans tarihçileri Avarlar’m önünde giden kavimlerine Sahte Avar adını vermişti. Göktürkler’in sıkıştırması ile harekete geçen diğer Türk kavimleri ile birlikte kendi boy birliklerini kuran Avarlar Karadeniz’in kuzeyinde Volga nehrinin doğusuna gelmiş ve Bizans’la temasa geçmişlerdi. Bu sırada Bizans imparatoru Justinianos Kutigurlar’a karşı Utigurlar’ı kazanmak için çaba gösteriyordu.

558 Yılında Kandiş adlı bir Avar soylusunun başkanlığında ki Avar heyeti Alanlar ve Lazik yöneticilerinden izin alarak Kafkasya’dan geçti ve Karadeniz üzerinden Bizans’a geldi. Avar heyetine başkanlık eden Kandiş ismini ya bir Avar boyu olan Kandiş’ten almış ya da Bizans kaynaklan onu kendi adı ile değil mensup olduğu boyun adı ile kaydetmişti.

Örgüler halinde omuzlanna sarkan saçları Hun’lara benzeyen giysileri ile Bizans halkı tarafından ilgi ve merakla seyredilen Avar heyeti Justinianos’un huzuruna çıkarak hediyeler sundu ve işbirliği önerdi. Justinianos’la Bizans’ı kuzeyde barbarlarının akınlarından korumak üzere anlaşan Avar elçileri ayrıca bu iş için Bizans’tan yıllık vergi de alacaklardı.

İstanbul’dan ayrılırken imparatorun muhafızlarından Valentinus da onlarla birlikte Avar ordugâhının bulunduğu Kafkas dağlarının eteklerindeki yere gitmişti. Bizans’ın düşmanı olan ülkelere saldırmaları konusunda anlaşma şartlarını Avar Kağanına onaylatmıştı. Bizans’la işbirliği içine giren Avar’lann Bizans Kralının teşviki ile Utigur’ları, Zal’ları, Sabir’lari mağlup etmiş, Ant’larm ülkesini yağmalamışlardı.

Bir kısmı arkalarından gelen Göktürklerin baskısından kurtulmak için Karadeniz’in kuzeyinden batıya sarkarak Polonya ve Almanya’nın ortalarına kadar ilerlemiş, 562 yılında aşağı Tuna havzasına yerleşerek Bizans’la komşu olmuş ve elçi göndermişlerdi.

Bizans İmparatoru 2.Justinianos (565-578) Avarlar’a ödemesi gereken vergiyi ödemeyi reddedince Bizans’a saldıran Avarlar Trakya’ya kadar gelmişler,geçtikleri bölgedeki Slav ve Bulgar Türklerine bağlı oymaklarla da savaşmış onları yenerek buyrukları altına almıştı.

Bizans’la yüzyıllar süren bir savaşa başlayan Avar’lann bir kısım bakiyesi de Kafkasya’nın kuzey bölgesinde kalmıştı. Avar’lar konusunda çalışmalar yapan bilim adamları Kafkas’lardaki Avar bakiyesinden günümüze ancak Dağıstan Avar’larının ulaşabildiklerini belirtirler. Bizans İmparatoru 2. Justin; 577 yılında İran’la savaşmak üzere Avar’lardan bir bölüğünü maiyetine almış ve Anadolu’ya geçirerek doğu hududuna yerleştirmiştir. 620 Yılında ise Heraklius İran’a karşı savaşmak üzere Avar’larla anlaşmış ve doğu hududuna sevk etmişti.

Biz bu çalışmalarımız sırasında Rize bölgesinde Avar’lann Kandiş boyunun izlerini tespit ettik. Avar’lann Avrupa’ya geçmesinden yaklaşık on yıl sonra 567 de bölgede Batı Göktürk orduları görülmüştü. Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan kavimleri itaat altına alan Göktürk’ler bölgede Ogur,Sabir ve Onogur boylarından Hazar boy birliğini kurmuşlardı. Ogur hükümdarı artık Göktürk Hakanının adına Hazar’ları yönetiyordu.

Kafkas’ların kuzeyinden Karadeniz’e ulaşan Göktürk’ler  Bizans’la temasa geçmiş 568’de Karadeniz üzerinden Bizans’a elçiler ;:ndererek Bizans’tan öncelikle önlerinden kaçan Avarlar’la olan -‘.faktan vazgeçilmesini istemişlerdi.

Daha sonra Bizans’a ulaşan eri ise özellikle ipekten dokunmuş hediyeler sunduktan sonra İran’a karşı işbirliğijran tarafından kesilen tarihi ipek yolu ticaretinin Hazar Denizinin kuzeyi ve Karadeniz üzerinden bir yolla yeniden kandırılması gibi çeşitli öneriler kapsayan mektuplar sunmuştu. Bizans kaynakları 569 yılında değişik dönemlerde gelen ve Bizans sarayı :1e anlaşmalar imzalayan elçilerden 106’smın ülkelerine dönmek için aynı günde İstanbul’dan ayrıldığını belirtir.

Bu heyette ayrıca Türklerin ülkesine giden ve Göktürk’lerle birlikte iki yıl kalan Zemarchos adlı Bizans elçisi de bulunuyordu. Önce Hun’ların egemenliği altında yaşayan Hazarlar daha sonra Göktürk’lerin ve Batı Göktürk Kağanlığının egemenliği altında etkinliklerini sürdürmüş ve 7.yy.da bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmışlardı.

Tarihçiler Hazar’ların, hakim oldukları coğrafyada müttefikleri olan Bizans’ı yüzyıllar boyu kuzey steplerinden gelen barbarların,Viking’lerin ve Rus’ların saldırılarından koruyan bir tampon görevi gördüğü, Kafkas’lara hakim olup, Bizans’ın amansız düşmanı Sasani İmparatorluğunun yıkılmasını temin ettiğini,Arapların ilerlemesini durdurarak Doğu Avrupa’yı Karadeniz’in kuzeyinden gelecek olan Müslüman istilâsından koruyarak tarihe yön verdikleri konusunda ittifak halindedirler.

Sasanilere karşı 622-627 yılları arasında İran’a üç sefer düzenleyen Bizans İmparatoru Herakliyus (610-614), Hazar’larla temasa geçmiş ve Hazar Hakanı Ziebel/Zebu/Çebu/Çebi Han ile görüşerek ona kızı Eudocia’yı vermeyi vaat ederek aldığı destekle bu savaştan galip çıkmıştı. Bizans’ın müttefiki olarak 40.000 kişilik bir ordu ile İran’a saldırılar düzenleyen Hazar’lar, bu seferleri ile Sasani’lerin yıkılmasına neden olmuştu

Bryer ve Winfield, Herakliyus’un 627-628 kışını Karadere’nin batısında ve Araklı burnunun sırtında ki Sürmene (şimdi Canayer/Buzluca) kalesinde geçirdiğini, Lazika’dan gemilerle gelen Hazar Hakanı Ziebel/Zebu/Çebi Han’la burada görüştüğünü belirtirken İyidere’nin denize döküldüğü yerin hemen doğusundaki Hazar yer isminin bu olayla ilgili olduğu düşüncesindedirler.

Çağın üç büyük imparatorluğundan biri olan Hazarlar aynı şekilde Müslüman Arapları da durdurarak Bizans’ı ve Hıristiyan dünyasını kurtarmıştır. Bu olaylardan sonra Hazarlar Bizans sarayını etkilemiş Bizans İmparatoru 5. Konstantinos (741-775) bir Hazar Prensi ile evlenmiş ve bu evlilikten doğan oğlu 4.Leon/Hazar Leon (775-780) daha sora tahta çıkmıştır.

M. S .740’da Hazar Kağanının ve komutanlarının Yahudi dinine girerek bu dini temsilcilerinin asimilasyon çalışmalarına karşı kitabi dinlerin üçüncüsü ve en eskisini benimseyerek kendi kimliklerini korumak istemişlerdir. Kafkasya’nın kuzeyindeki bozkırlarda yaşayan Sabirler, Saragurlar, Samandarlar, Balancarlar gibi kabileleri hâkimiyetleri altına alarak, Hazar kimliği içinde eriten Hazarlar’a karşı direnebilenler o tarihlerde oldukça güçlü olan Bulgar Türkleri idi.

641 yılında Bulgarlar’ı yenen Hazar’lar onları ikiye ayırmış;bir bölümü batıya göçüp Tuna Boylarına yerleşirken,bir bölümü de kuzeydoğuya Volga boylarına çıkarak Hazar egemenliği altında yaşamaya başlamışlardı.

Tuna boylarına yerleşen Bulgarlar burada islâv kitleleri ile birleşerek Bizans ile mücadeleye girişmiş ve devletlerini kurmuştu. Bizans ordusu tarafından 530 da mağlûp edilen Bulgar Türklerinden bir kısmı Anadolu’ya geçirilmiş, Trabzon, Çoruh,Yukarı Fırat ve Doğu Karadeniz bölgesindeki garnizonlara asker olarak yerleştirilmiştir.

Fatih’in Trabzon’u almak üzere gelirken aştığı Bulgar dağının ismi bu zamandan kalmıştır. Bizans’ın bundan iki asır sonra 755’de Müslüman Arap’larla savaşmak üzere Tohma ve Ceyhan bölgelerine ikinci bir Bulgar Türk’ü iskân eden Bizans’ın ileri ki asırlarda da Hıristiyanlaştırarak askeri hizmete aldığı Bulgarları Kappadokya bölgesine yerleştirdiğini ve 9.yüzyıla kadar Balkanlarda kalan Bulgar Türklerinin Slavlaşmasınm tamamlandığını biliyoruz.

M.S.7. yüzyılın ortalarından 9.yüzyıla kadar Hazar imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan ve Hazar’lar adına Slav’lar, Finliler ve bulundukları bölgenin kuzeyinde kalan kabilelerden vergi alan Onogur’ların bir boyu olan Macarlar, Oğuzlar’m baskısı ile harekete geçen Peçenekler’in saldırısına uğramış ve batıya kaymışlardı.

6. yüzyılın başlangıcında Sabirler’in yayılışı esnasında Sabir birliğine bağlı olan ve 830 da büyük kısmı Don ile Dinyeper nehirleri arasında yerleşen Macarlar,Bulgarları yerinden sürmüş fakat arkalarından devam eden saldırılar nedeniyle 896’da Karpatlar’ı aşarak bugünkü vatanlarına göçmüşlerdi. Macar halkı Hunlar’la aynı soydan geldiklerini kabul ettikleri gibi batı ve Bizans kaynakları da Macarlar’dan Ungi-Huni olarak bahseder.

Ural dağlarının güneyindeki anayurtlarından Sabir’ler tarafından sürülen Macarlar ,460-465 yıllarında Karadeniz’in kuzeyindeki topraklara inmişler,Kafkas Dağları ile Kuban nehri arasındaki bölgelerde Onogur,Utigur ve Bulgarlarla birlikte 830’lara kadar yaşamışlardı. Bugünkü yurtlarına göçtükleri zaman Hazarlar’ın kendilerine verdiği kral (Arpad sülalesi) yönetiminde, aralarına karışmış Hazar, Peçenek, Kuman boyları ile güçlü bir devlet kuran Macarlar daha sonra Katolik misyonerlerin faaliyetleri ile Katolik Hıristiyan olmuş fakat Macar kimliklerini muhafaza etmişlerdi.

Komşuları olan Tuna Bul garları ise kurdukları devlete adlarını verirken Ortodoks Hıristiyanlığı kabul edip tebaası olan Slâv kitleleri arasında erimiş Slâv’laşıp 9.yy.da milli kimlikleri ile Türkçe olan dillerini kaybetmişti. Hazarlar’dan bahseden Türk kaynakları onları Kasar diye anar. Ayrıca Uygurlar arasında Kasar adlı bir boy bulunur. Batıya çekilen Macarlar’a bazı Hazar boylarının katılmış olduğunu görürüz.

Hazar devleti içinde çıkan isyana katılan ve Macarlar’la beraber Macaristan’a yerleşen boylar arasında Kasarlardan başka Kabar boyu ve eski Türk Kaliz kavminin kalıntıları da bulunuyordu. İyi birer asker ve iyi bir tüccar olmaları ile tanınan Kaliz Türklerinin de bir kısmı Güney Macaristan’a yerleşmiştir. Kasarları,Kabarları ve Kalizler’i Macarlarla beraber sadece Doğu Avrupa da değil Doğu Karadeniz Bölgesinde de görürüz. Bizans kuzeyden gelebilecek saldırıları Hazar Krallığı ile işbirliği sayesinde göğüsleyebiliyordu. Fakat Peçenekler’in Hazar Krallığının batı topraklarında faaliyet gösterip Macarlar’ı batıya sürmesi Bizans’ın savunma kalkanının delinmesine yol açmıştı.

860 yılında iki yüz kadar gemiyle Dinyeper’den aşağı inen Ruslar Karadeniz’i geçmiş boğazın kıyılarındaki manastır ve köyleri yağmalayarak Bizans’ı kuşatmış sonra da geri çekilmişlerdi. Bizans kuzeyli kabilelerden ve Ruslar’dan korunmak için onlarla ilişkileri geliştirmeyi uygun gördü. Bir dizi savaş ve barıştan sonra onlardan paralı askerler alarak ilişkilerini geliştirdi. Fakat onlar üzerinde daha fazla kontrol sağlamanın tek yolu onları Hıristiyanlaştırmak ve Bizans’ın dini nüfus alanının içine almaktı. Daha önce Hazarlar’ı Hıristiyan yapmak için görevlendirilen misyoner Aziz Kril (St.Cyril) bu defa Ruslar’ı Hıristiyanlaştırmak için görevlendirilmişti.

Balkanlardaki Slavlar’ı Hıristiyanlaştırarak Slavlar’m azizi olan Aziz Kril, Hazarlar üzerinde pek etkili olamamıştı. Çünkü Hazarlar Yahudi dinine girmişti. Hazarlar’ı konu alan araştırmacılar İslâm ve Hıristiyan dünyası arasındaki imparatorluklarını bu iki eritici güç arasında muhafaza edebilmek için Hazarlar’m Yahudi dinini seçtikleri konusunda hem fikirdirler. Slavlar’ın havarisi ve Ruslar’m kullandığı Kril alfabesinin mucidi olan Aziz Kril’in başlattığı çalışmalar bir asır içinde tam neticeye ulaşmış ve Ruslar’ın tamamına yakını Ortodoks Hıristiyanlığı benimsemişlerdi Tuna Bulgarları ile birleşerek Macarlar’m üzerine sefer yapan ve daha sonra birbirleriyle anlaşamayan ve iki gruba ayrılan Peçenekler’in ilk grubu 1050’lerde Tuna’yı geçti ve Bizans’a sığınarak Hıristiyan oldular. 1071’de Malazgirt Meydan muharebesinde Bizans ordusunda bulunan Hıristiyanlaşmış Peçenek ve Uz birliklerinin bir kısmı, dilleri ve kıyafetleri kendileri gibi Oğuz soyu Selçuklu ordusunu görünce Bizans saflarını terk ederek Selçuklu saflarına katılmıştı.

1091’de İzmir Beyi Çaka Bey ‘in Avrupa taraflarındaki Peçenekler’le temasa geçerek ittifak sağlaması ve Peçenekler’in Bizans üzerine yürümesi esnasında, iki asır önce Bulgarlar’ı Macarlar’a, daha sonra da Macarlar’ı Peçenekler’e kırdıran Bizans yine aynı siyaseti devreye sokarak Kumanlar’ı yardıma çağırdı.

Edirne yakınlarında Peçenekler’e öldürücü bir darbe vuran Kumanlar buradan Macaristan istilâsına giderken,Bizans’a yenilen ikinci grubun bakiyeleri de daha sonra Hıristiyan olarak Bizans’ın hizmetine girdiler. Peçenekler’in dağılması ile önleri açılan Uz’lar ise XI. yy. ortalarında Don ve Dinyeper nehirleri arasında kalan Peçenek kalıntılarını buradan çıkararak 1065’de Balkanlara büyük bir taarruzda bulundular.

Daha sonra Macaristan’a saldıran Uz’lar yenilerek dağıldılar ve kalıntılarının bir bölümü Kiyev prensliğinin güney sınırlarına sığındılar. Daha önce bu bölgeye sığman Peçenek kalıntıları ile kaynaşan Uz’lar daha sonra Hıristiyanlaşıp Rus’laştılar. Karadeniz’in kuzeyindeki bu olaylara genel olarak baktığımız zaman Asya’nın içlerinde başlayan dalgalanmaların bu bölgeyi etkilediğini Sabirler’in Hunlar’ı, Avarlar’ın Sabirler’i, Onogurlar’ın Avarlar’ı takip ettiği bu coğrafyada Peçenek’lerin doğusunda Oğuz/Guz/Uz (Rus kaynaklarında Törk) oymakları yaşıyordu. Oğuzlar’m sıkıştırması ile topraklarından ayrılan Peçenekler Hazar ülkesine yerleşmek istediler. Ancak Hazarlar buna izin vermeyip onları batıya sürdü.

XI.yy.da Rusların kuzeyden,Uz’ların da doğudan sıkıştırdığı Peçenek’lerin Don nehrini geçerek Macarlar’m topraklarına girmesi ile ve Macar’lar daha batıya,bugünkü vatanlarına göçtüler. Bu son göçte Macarlar da Bulgarlar’ı yerlerinden etti ve arka arkaya devam eden bu kavimler göçünde bu günkü Orta Avrupa haritasını oluşturan milletler şekillenmeye başladı. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız olaylar doğrudan Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesi ile ilgili değilmiş gibi görünüyor.

Fakat milattan önceki asırlarda gördüğümüz ve milattan sonraki asırlarda gerçekleşen olaylarda da görebileceğimiz gibi Karadeniz’in kuzeyindeki topraklarda gerçekleşen bu olaylar Orta Avrupa ve Balkanları olduğu gibi Karadeniz’in güneydoğusunu da etkilemiştir.

Bu açıdan baktığımız zaman arkadan gelenlerin sıkıştırması ile meydana gelen kavimler göçü ve Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde devletler kurmuş Türk kavimlerinin,Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bu günkü toplumların oluşmasına katkıda bulunduğu gibi ,Kafkaslar ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde de günümüze ulaşan toplumun oluşmasına etkide bulunduğunu görüyoruz.

Kuzey Doğu Anadolu dağlarının kıvrımları ve birbirinden tecrit olmuş küçük vadileri çok eskilerde buralara vurulan bu anlamdaki damgaları günümüze ulaştırmada doğal bir koruyucu olmuştur. Doğu Karadeniz bölgesinde bu kavimlere ve onları oluşturan boy ve oymaklara ait isimlere sadece yer adı olarak değil,aile adı olarak da rastlamak mümkündür. Gerek eskiden beri kullanıla gelen aile adlan ,gerekse de eski yer adlan bize değişik zamanlarda yerleşen Türk soylu boy ve oymaklar hakkında bilgi vermektedir.

Karadeniz’in kuzeyindeki kavimlere ait tarihi bilgi veren eserlerin yanı sıra L.Rasony, Nemeth, K.Czegledy gibi Macar alimlerinin eserlerinde Karadeniz’in kuzeyinde devlet kurmuş bu kavimlere ait unsurların Macaristan’a vurdukları damgalara,bu gruplara ait boy ve oymak ya da şahıs adları ve bu isimlerden kaynaklanan yer ve aile adlarına aynı zamanda Doğu Karadeniz Bölgesinde de rastlanılması tesadüfi değildir. Zira her iki coğrafyada da bugün yaşayan toplumların oluşmasında Karadeniz’in kuzeyinde devlet kurarak faaliyet göstermiş kavimler çok önemli etkiler yapmıştır.

Bu etkilerin izlerini öncelikle yer isimleri olarak tespit edebiliyoruz. Bölgede kuzey İmparatorluğunun kavimlerini hatırlatan yer isimlerinin varlığı bu kavimlerin etkisini tespit etmemize imkân verdiği kadar yaygınlığı da etkinin derecesini ölçmemiz açısından önemlidir. Doğu Karadeniz bölgesinde izlerine rastladığımız Türk topluluklarından bir tanesi de Mak’lardır.

Rasonyı Tuna Köprüleri adlı eserinde Mak’lann Peçenek oymaklarından birisi olarak ortaya çıktığına işaret ederek bunlara ait yer isimlerini vermektedir. (Makut,Maksa,Makfalya…gibi) Macaristan’daki yer adlarına Doğu Karadeniz bölgesinde de rastlıyoruz.

Mağaloz : Camidağı-Rize
Makri :Toros -Hemsin
Makrebudam :İncesu-Çayeli-Rize
Makrevis :Konaklar Mah.- Çamlıhemşin
Makaliskirt : Dikkaya köyü-Çamhhemşin
Makriyali :Kemalpaşa-Artvin
Mikron :Kavak Mah.- Çamlıhemşin
Makret : Borçka
Makaloz/Mağaloz : Tersane-Rize

Bizans’ın hezimete uğrattıktan sonra hizmetine alıp Doğu Karadeniz bölgesine yerleştirdiği Bulgar’lardan ise günümüze Osmanlı kroniklerinde Fatih’in Trabzon’u almak için geldiği esnada yaya olarak aştığı Bulgar Dağının yanı sıra,bir Bulgar boyu olan Horto/Hortu ismi ulaşmıştır.

Rize’de Hortoz (Fenerköy) ile İspir’deki Hortik Deresi, Hortik Dağı ve Hortik köyü isimleri bölgeye yerleşmiş Bulgar Türklerinin Horto oymağından kalmıştır. Bölgede Macarlar’la birlikte üç önemli boy olan Kabar, Kasar ve Kaliz Türklerine işaret eden isimler de vardır. Rize’de Kasarcılar köyü yanında Kasar kök adı taşıyan ailelerden çokça bulunmaktadır. Gaspar/Kaspar ismi Macarca’dır ve Rize’de bu isimde ki ailelere sıkça rastlanılmaktadır.

Çamlıhemşin’in Dik Varoş, Düz Varoş ve Çat17 köyleri ise bölgede Macarca olan yer adlarından tespit edebildiklerimizdendir. Yer isimlerinden bölgede yerleştiğini anladığımız Çik ve Karluk Türklerinin Rize bölgesine ne zaman geldikleri konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Ancak Trabzon sancağı Tapu Tahrir Defteri kayıtlarına göre Rize’nin en büyük köylerinden birinin adı Çikara’dır.18

Karadeniz’in kuzeyinde daha sonra ortaya çıkan bir diğer Türk kavmi de Kumanlar’dır. Hazarlar gibi birçok boyun karışmasından meydana gelen Kumanlar,Peçenek’ler ve Uz göçleri ile organik bir şekilde birbirlerine bağlı olarak 1050’den başlayarak 30 yıl kadar bir süre içinde Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara yayılmıştı.

Bu bölgedeki Uz ve Peçenekler’in kalıntılarını da kendilerine katarak 1080’lerde Tuna ve Karpat’lara kadar ulaştılar. Bu kadar geniş bir sahada gruplar halinde faaliyet gösteren Kumanlar’ı, İslâm kaynakları Kıpçaklar olarak anar.

19 Balkanlara inen ve Bizans’a saldıran Peçenekler’i Bizans’ın daveti ile yenip dağıtan Kumanlar’m bir grubu 1094’de Edirne’ye kadar bütün Balkanları istilâ etmiş ve daha sonra da Bizans’la savaşmış ve yenilmişlerdi.

Kuzeyde ise iki yüz yıl kadar yaşayabilen bir devlet kuran Kuman’lar,1238-1239 kışında Moğol’lara yenilmiş ve dağılmak zorunda kalmışlardı.Bu tarihlerde Balkanlara inen Kuman’lar Bizans tarafından tımarlar ve askeri görevler verilerek Trakya’da, Makedonya’da ve Anadolu’da Menderes vadisinde iskân edilmişlerdi.

Dağılan Kuman’ların bir kısmı Macaristan’a geçerken bir kısmı da ya Moğol’lara katılmış ya da Moğol’ların sürüklediği doğulu Kuman’lar ve diğer Türk unsurlarına katılmıştı. Bir kısmı ise Kafkas’llardan Gürcistan’a inmişti. Batıda Bizans, Macaristan, Bulgaristan,Romanyave Rusya’nın hattında önemli roller oynayan Kuman’lar doğuda da Gürcistan’ın altın çağını yaşamasını temin etmiş,Trabzon Krallığında ve Mısır’a kadar uzanan sahada etkinliklerini sürdürmüştü.

Bu kavimler ard arda ve batıya doğru olan göçlerinde Doğu Avrupa’da ve Balkan’lar da günümüze uzanan birçok milletin oluşmasına katkıda bulunurken,Bizans ile olan mücadelelerinde Bizans tarafından çeşitli oyunlarla birbirine kırdırılmış,yenilenlerin bakiyeleri Balkan’larda ve Anadolu’da çeşitli yerlere iskân edilerek Hıristiyanlaştırılmış ve askeri hizmetlerde kullanılmışlardır. Moğol tehdidinin başladığı yıllarda Eflâk ve Boğdan’da oturan Kumanlar arasında Katolikliği yayma çalışmaları başlamış ve 1227’de Kuman’ların Hakanı Borç ve 15.000 Kuman Hıristiyan olmuştu.

Macar Kralı 4.Laszlo 1279 yılında aralarında Alpar,Uzun ve Tolun oymaklarının bulunduğu 7 Kuman oymağı ileri gelenleri ile Teteny’de bir kurultay toplayarak göçmen Kuman’ların yerleşimlerinin kurala bağlanması hususunu görüşmüşlerdi. Bu kurultayda alman kararlara göre Kuman’lar Hıristiyan olmayı,göçebe hayatı bırakmayı,ev yapmayı ve Hıristiyan esirlerini iade etmeyi kabul ettiler.

Bu anlaşmada Kuman’ların eski pagan inançlarına göre başlarını tıraş etmelerine müsaade edilmişti. Bu tarihten sonra Kuman’lar Macar’larla kaynaşmışlar ve Macar sayılmışlardır. Aynı yıllarda Romanya bölgesindeki Kuman’lar arasında Ortodoksluk mezhebi yayılmakta, Katolikleşen Kuman’lar Macar’laşırken, Ortodokslaşan Kuman’lar da Romen’leşmekte idi.

Laszlo Rasonyı Tarihte Türklük adlı eserinde Macaristan’da Kuman’ların yerleştikleri sahalardaki yer adlan,eski arşiv belgelerindeki şahıs adlan ve hatta bugün kullanılan bazı soy adlarından onların aslında Kuman Türk’ü olduğunu tespit edilebileceğini yazıyor.

Rasonyı’nin Macaristan için tespit ettiği bu gerçeği Gürcistan ve Kuzey Anadolu için de söylemek ve bu coğrafya da Macaristan’da tespit edilenlerle aynı verileri tespit etmek mümkündür. Diğer Türk unsurlar gibi Kuman’ların da Karadeniz’in kuzeyindeki sahalar ve Doğu Avrupa’da olduğu gibi Kuzey Doğu Anadolu ve Trabzon bölgesinde de çok önemli etkileri olmuştur.

Tarihi olayları incelediğimiz zaman Kuman’ların bu bölgeye girmelerinin Kafkasya ve Gürcistan üzerinden olduğunu görürüz. Gürcistan kralı David Ağmaşenebeli (1091-1125) on ikinci asırda ülkesinin durumunu düzeltebilmek için birçok reformlar uygulamaktaydı. Kendi komutasında sürekli ve nizami bir ordu kurmak için Kuzey Kafkasya’ya giderek orada Kuman/Kıpçak oymakları ile anlaşıp paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdu. Kuman’lar daha önceki yıllarda da Gürcü ordusunda paralı asker olarak hizmet görmüşlerdi.

Bu defa David 1096,1103 ve 1116′daki savaşlarda Peçenek ve Uzların kalıntısı olan oymaklarında yer aldığı Rus ordularına yenilen ve bir dağılma devrine giren Kuman’ların Hakanı Atrak’ın kızıyla evlenerek ilişkilerini daha da sıkılaştırmıştı. 1118 Yılında Kuman’ların aralarının iyi olmadığı için Kafkas geçitlerinden Kuman’lara yol vermeyen Alan’ları yola getirerek aralarında kayınpederi ve kayınbiraderi bulunan yaklaşık 45 000 ailelik bir Kuman kitlesini bu geçitlerden geçirip Gürcistan’a getirdi. Onlara Selçuklu Türkmenlerinden alınacak topraklardan verecek ve mülkler dağıtacaktı.

İki yıl sonra Kral David, Kuman’ların seçkin kölelerinden (Kuman birliğine bağlı Peçenek ve Uz topluluklarından) oluşan ve görevi kral sarayını korumak olan 5.000 kişilik bir (Monaspa=Köle sipahiler) özel muhafız ordusundan başka Kuman süvarilerinden oluşan 40 000 kişilik bir ordu kurmuştu.

Bu ordu ile Şirvan, Arran ve Doğu Anadolu’ya başarılı seferler yaparak 400 yıldır İslâm hâkimiyetinde olan Tiflis’i 1122’de ele geçirerek Gürcü Krallığının başkenti yaptı. Daha önce tâbi olduğu Irak Selçuklularına karşı koymuşlardı. 1123’te sayıları 50 000’e ulaşan bu ordu ile ülkesini Müslüman Oğuzların baskısından kurtaran David ülkesinin sınırlarını daha da genişletmişti. Gürcü ordusunu oluşturan ve açılan bölgelere yerleşen Kuman’lar Hıristiyanlığı benimsemişlerdi.

1124 yazında Çoruh vadisine ve İspir bölgesine yerleşen Türkmen’lere baskın vererek kovalayan Kuman’lar buraları ele geçirdi ve Türkmen’lerden boşalan topraklara yerleşmeye başladılar. 1118-1124 Yılları arasında Kuman Hanı Atrak’ın damadı olan ve Karadeniz’in kuzeyinde devletleri çökme noktasına gelmiş Kuman’ları ülkesinde getirterek 1124 yaz sonunda 60 000 atlıya ulaşmış, Kuman’lardan oluşan ordu ile ülkesinin sınırlarını 6 yılda birkaç misli büyüten David 25 Ocak 1125′ de ölünce yerine geçen Dimitri’nin yaptığı ilk iş yeni gelenlerle birlikte iskân sorunları halledilmediği için Kral David’ e karşı birkaç defa isyana teşebbüs eden Kuman’ları Ardahan, Göle, Oltu, Tortum, Şavşat, Ardanuç, Yusufeli bölgelerine yerleştirerek iskân sorunlarını halletmesi olmuştur.

Gerek David (1080-1125) zamanmda,gerekse Dimitri (1125-1156) zamanında Kuman’lardan oluşan askerlerle zaferden zafere koşan ordunun başkumandanlık makamı Kuman’lara verilmiyordu. Bu durum inzivaya çekilen Dimitri’den sonra altı ay kadar tahta kalabilen oğlu IV.David’in yerine Kuman’lann desteği ile tahta geçen III.Giorgi (1157-1184) zamanına kadar sürdü. 1110 yılından bu yana Gürcistan ordusunun başkomutanlığı Orbelyanlı hanedanının elinde ocaklık şeklinde bulunuyordu. Bu durum 1177’ye kadar sürdü.

Bu tarihte Gürcistan Kralı III.Giorgi’nin tahtı ele geçirmesine yardımcı olan Kuman Kubasar Beğ’i başkomutanlığa atadı. Geleneksel hâkimiyetlerini kaybeden Orbelyan’larm mülkleri de Kuman’lara verildi. III.Giorgi’den sonra tahta çıkmasına destek verdiği Kuman Prensesten doğma Kraliçe Tamara (1184-1214) baskılara dayanamayarak Kubasar Beğ’i görevinden alır ve daha önce kendisine bağışlanan topraklara el konulur.

Saray oyunları ile başkumandanlık görevi elinden alman Kubasar Beğ felç geçirdiği için ölünceye kadar Tamara tarafından himaye edildi. Fakat Kubasar’ın ahfadı saray oyunlarından ve muhtemel bir intikam hareketinden kurtulmak için ellerinden alınan topraklarından aynlıp,Doğu Karadeniz dağlarına sığındığı biliniyor.

Rize-İkizdere’ye bağlı Çimil merkez olmak üzere ,Pazar, Ardeşen, Viçe, Hopa, Çamhhemşin ile,Sürmene’nin Cimilit köyünde yaşayan ve Osmanlı döneminde de tımar ve nüfuz sahibi Kumbasar oğullarının Kubasar’ın soyundan geldiği bilinmektedir.Yayla kısmı Sürmene’ye köy kısmı ise Gümüşhane/ Yağmurdere’ye bağlı ve ismi kurulduğu günden beri Buğalı/Boğalı olmasına rağmen değişik mahallelerindeki kiliselerden dolayı çevre dağ köylerindeki halk arasında Yedi Kiliseli Sultan Boğalı diye anılan Boğalı köyünün mahallelerinden birinin adı günümüzde de Kubasar Tepesi adını taşımaktadır.

Ayrıca Osmanlı fethinden sonra bölgeye ait tapu tahrir defterlerinde gerek Boğalı köyünün gerekse komşu Arpalı ile Bağçecik köylerinin isimleri Türkçe olmasına rağmen Osmanlının ilk dönemine ait tapu tahrir defterlerinde bazıları Türkçe isim taşıyan Hıristiyan reayalara ait kayıtlar bulunması bu bölgenin Kubasar Beğ ile birlikte hareket eden Kuman Türkleri tarafından iskân edildiğini göstermektedir.

Bu köylerde yaşayanlar günümüzde kullandıkları fakat tapuları bulunmayan tarla yada çayırlıkların mülkiyetinin Kurt Dede’den bu yana kendi ailelerinin olduğunu söylerler.

Kraliçe Tamara döneminde ülke yönetiminde etkili olan bir diğer Kuman grubu da Kutlu Aslan grubuydu. Finans Bakanı olan Kutlu Aslan kraliçenin tüm yetkilerine sınırlama önerisi getirmişti. Teklif edilen yeni kurum Türk devlet geleneğindeki danışma meclisinin (Kengeş) bir benzeri idi.

Saraydaki Kutlu Aslan’ın karşıtı soylular kraliçeyi etkileyerek Kutlu Aslan’ı tutuklattı. Fakat Kutlu Aslan’ın taraftarları ayaklanarak Kutlu Aslan’ı serbest bıraktırdılar ve Kutlu Aslan’ın önerileri yumuşatılarak bir danışma kurulu oluşturuldu. Kraliçe Tamara zamanında Gürcistan’a ikinci bir Kuman dalgası daha göç etmiş ve yerleşmişti.

Son dönemlerde yazılmış Gürcü tarihleri bu olayı Tamara döneminin son yıllarında Gürcistan’a bir çok yabancı gelip yerleşti, diye belirtirse de eski Gürcü tarihlerinde yeni gelen Kuman’larla eski gelmiş Kuman’ları birbirinden ayırmak için Eski Kıpçak,Yeni Kıpçak terimleri kullanılmıştır. Yeni Kıpçaklar diye işaret edilen ikinci büyük göç Kuman Başbuğunun kardeşi Sevinç’in idaresinde yapılmıştır.

Kraliçe Tamara İstanbul’da bir ihtilâlle devrilmiş olan Komnenos hanedanının varisleri ve yeğenleri olan çocuk yaştaki David veAleksius’u zindandan kaçırmış ve Gürcistan’a getirmişti. Bu olaydan 17 yıl sonra Latinlerin Bizans’ı işgali üzerine onları yeni gelen Kuman’lardan oluşturduğu bir ordu ile İstanbul’u ve Bizans tahtını ele geçirmek üzere yola çıkartır. Karadeniz sahillerini takip ederek ilerleyen Aleksius ve David Komnenos adlı iki kardeşin ordusu önce Trabzon’u ele geçirir.

Daha sonra Samsun ve Sinop’u ele geçiren Komnenos kardeşlerden David yoluna devam ederek Karadeniz Ereğli’sine ulaşır. David bu bölgede bir taraftan Lâtin’lerin işgal ettiği Bizans’tan kaçarak İznik’te devlet kuran ve Bizans’a varis olma iddiasındaki Laskaris’ler ile diğer yandan da İstanbul’da ki Latin’lerle mücadeleye devam ederken büyük kardeş Aleksius Trabzon’u başkent edinerek başlangıçta Sinop’tan Rize’nin doğusuna kadar olan Karadeniz sahillerindeki topraklara hâkim olarak devletini kurar.

Trabzon Krallığının kurulmasına hizmet eden ve yönetimde önemli görevler alan Kuman asıllı Türklerin birçoğu aileleri ile birlikte Trabzon’un civarında askeri bakımdan önemli yerlere yerleşmiş ve Hıristiyanlaşmışlardı. Aleksius Komnenos’un 1214’de Sinop önlerinde esir edilip Sinop’un Selçuklular tarafından ele geçirilmesinden sonra yapılan bir anlaşma ile Selçuklu vasalı haline gelen Trabzon Rum Krallığının sınırlan da Samsun bölgesine kadar gerilemişti.

Bafra bölgesindeki Kumanos ve civar köyler Komnenos’un ordusundaki Kumanlar tarafından kurulmuştur. 1923 yılma kadar Ortodoks Hıristiyan olan Kumanoslular mübadele ile Yunanistan’a gönderildikleri zaman tek kelime Yunanca bilmedikleri için Yunanistan’da çok sıkıntı çektiler. Ancak 1-2 nesil sonra Yunanca öğrenebilen Bafralılar Yunanistan’da hâlâ daha Yunanlılardan ayrı görülürler.

Evlerinde halen daha Türkçe konuşan bu topluluk kendilerini Yunanlılardan çok Türklere yakın hissetmektedirler. Almanya’da işçi olarak çalışan bu insanların Türk işçileri ile yakın diyaloguna basında rastlamaktayız.

Gürcistan yolu ile Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’e yerleşen ve Gürcü Krallığının altın çağını yaşamasında önemli roller rynayan Kuman’ların,Trabzon Krallığının kuruluşunu temin eden a rduda görev almanın yanı sıra krallık içinde yaşanan siyasi olaylarda etkileri daha sonra da devam etmiştir.

Bu rol özellikle Trabzon sarayında daha sonra Bizans’ın Trabzon Krallığı üzerinde etkili olma çabaları esnasında ortaya çıkan yerli partisi ve Bizans partisi çekişmelerinde de görülür. Roma,Bizans ve Trabzon Krallığı döneminde Doğu Karadeniz bölgesine gelip yerleşenler şüphesiz ki sadece yukarda bahsedilen Türk toplulukları değildir. Gerek Trabzon Krallığına ait belgelerde yer alan kayıtlar ve gerekse de Osmanlı fethi sonrası yapılan tahrirlere ait defterlerden bölgenin değişik zamanlarda Türk toplulukları ile meskun bulunduğunu gösterir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.