Havacılık Nedir

Havacılık hava seferlerini ve bu konu ile ilgili teknikleri inceleyen bilim dalıdır, insanın bir taşıt içinde ilk olarak yerden ayrılmasından bu yana yaklaşık iki yüz yıl geçmiştir. ilk olarak 1783 yılının 21 Kasım günü, Pilatre de Rozi-er ve Arlandes Markisi adlı iki kişi, Etienne ve Joseph Mont-golfier kardeşlerin buluşu olan

balonu sıcak havayla doldurarak yerden havalanmayı başarmışlardır. Ama bu deney ne denli olağanüstü bir girişim olursa olsun, 1783 yılının, havacılığın başlangıç tarihi olduğunu söylemek güçtür. Diğer bir deyişle, biı’ salın denizde sallanmasına ne kadar denizcilik adı verilebi-lirse, Montgolfier kardeşlerin buluşu olan balonun havalanmasına da o kadar havacılık denilebilir.

Bu olaydan birkaç gün sonra, 2 Aralık günü, Alexandre Charles ve Marie-Nocl Robert, sıcak havanın yerine hidrojen gazı doldurarak bir balonu havalandırmalardır. Bu deney de duruma fazla bir yenilik getirmemiştir (hava balonunun yapısında o günden bu yana fazla bir değişiklik olmadığını belirtmek gerekir).

Gerçekte, 1978 yılında Amerikalı Abruzzo, Anderson ve New-man’ın bir haftalık bir sürede Atlas okyanusunu balonla geçme (ABD’deki Maine kıyılarından Fransa’da Evreux’ye kadar) başarıları bile, hava balonunun gerçek bir "uçma makinesi" olduğunu öne sürmeye yeterli değildir. Çünkü "uçma makinesi" terimi, önceden belirlenmiş bir yolu izleyerek hava yoluyla bir yere gidebilen bir taşıt anlamına gelir. Oysa balonlarda yönü, inişi belirleyen etken, çoğu kez rüzgârdır. Pilotun katkısı oldukça sınırlıdır.

Güdümlü balonlardan uçağa: Gerçek anlamda uçma eylemi, ancak 1852 yılında Fransız Henri Cıif-fard’ın güdümlü balonu bulmasıyla gerçekleşmiştir. Güdümlü balon, adından da anlaşılacağı gibi istenilen yere giden bir balondur. Uzunlamasına bir biçime sahip olup bir pervanesi ve motoru vardır. Günümüzde bu tür balonların oldukça küçük boyutlu örneklerinden reklam ve tanıtma amacıyla yararlanılmaktadır. Oysa yirminci yüzyılın ilk yarısında özellikle Alman bilim adamlarının çalışmaları ve uygulamaları sonucunda, güdümlü balonlar büyük bir yaygınlık kazanmışlardı.

1929 yılında Graf Zeppelin adlı ünlü güdümlü balon, inişler yaparak da olsa, Dünya çevresini dolaşmayı başarmıştı. Aynı balon, daha sonra Atlas Okyanusu üzerinden düzenli olarak yolcu taşıma işlemlerinde kullanıldı. Bin dok-uzyüz otuzlara gelinceye kadar çalışmalarını sürdüren bu ilginç hava taşıtları, o yıllarda bir dizi kaza yaptılar. Güdümlü dev balonlarda bulunan yanıcı hidrojen gazı kolayca tutuşabiliyor ve balon yanıyordu. Bu büyük sakınca balonların yapımına son verdirdi.

Havadan daha ağır olmasına karşın uçmayı başaran ilk taşıtın, yani uçağın gerçekleşmesi için balonun bulunuşundan yüz yirmi, güdümlü balonların ortaya çıkışından elli yıl geçmesi gerekti. Ama uçak, çok uzun gibi görünen bu arayı çok kısa zamanda kapattı. Birinci dünya Savaşından hemen önce yapımı gerçekleştirilen güçsüz motorlu ilkel uçaklar bile, kısa sürede uzun uçuşlar gerçekleştirmeyi ve hatta yolcu taşımacılığına geçmeyi başardılar.

Fransız Louis Noe 1913 yılında Graham-White Type 10 "Charabanc" uçağıyla dokuz yolcu taşıdı. Hemen hemen aynı yıllarda havacılık tarihinin ilk uçaktan bombalama olayına da tanık olundu. Libya Savaşı sırasında italyanların uçaktan bomba atmaları yeni bir dönemin başlangıcı oldu.-Bu olaydan sonra bomba atmak ve keşif amacıyla uçaktan yararlanılması düşüncesi önem kazandı ve uçak, savaşların en etikili öğelerinden biri oldu. 1914 yılından 1918 yılına kadar süren Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşa katılan bütün ülkelerin daha çok insan öldürmeye yönelik çabaları nedeniyle uçak son derece hızlı bir teknik gelişme ve ilerleme gösterdi.

Askeri havacılık alanındaki bu hızlı gelişme, daha sonraki yıllarda sivil havacılığın gelişmesini de olumlu yönde etkiledi. Böylece Dünya çevresini dolaşma, okyanusları aşma gibi girişimler de gündeme geldi. Artık gelişmeyi körükleyen istek, yok etmeye değil yaratmaya dayanıyordu. İnsanın daha uzağa ve hızlıya erişme çabası en olağanüstü uygulamasını havacılıkta bulmuştu.

Uçak teknik alanda yeni buluşların uygulanması ve teknik sorunlara yeni çözümler getirilmesiyle giderek daha kusursuz bir yapıya sahip olmuştur. Bu arada radyonun ve "kör uçuş" sağlayan aygıtların yardımı da uçuş güvencesini arttırmıştır. Nitekim 24 Eylül 1929 yılında, Amerikalı pilot Jimmy Doolittle havalanma ve iniş aşamaları dahil, yaklaşık onbeş dakikalık bir uçuşu görüş uzaklığının sıfır olduğu bir ortamda gerçekleştirmeyi başarmıştır. Havayolu taşımacılığı: İSO’larda çift kanatlı uçakların yerini tek kanatlı uçaklar almıştır.

Tek kanatlı uçaklarda artık kanatların bir dış desteği yoktu. Tek kanatlı uçaklar hava taşımacılığında büyük önem kazandılar. Üç motorlu Alman Junkers Ju 52/3 m; yine üç motorlu Amerikan Douglas DC – 3 ve italyan Savoia Marchetti 73 dönemin en yaygın uçaklarıydı. Bunlardan Douglas DC-3 metalden yapılmış güçlü iki motoruyla kuşkusuz taşımacılık alanının en ünlü uçağıydı. Üretim sayısı açısından en ünlü uçağıydı. Üretim sayısı açısından da bu uçak rekor denilebilecek bir sayıya ulaşmıştır. Yaklaşık 13 000’i bulan bu sayı, büyük bir bölümü ikinci Dünya Savaşı’nda askeri taşıma amacıyla yapılmış uçakları içerse bile, yine de varılan aşamanın önemini vurgular.

Bu dönemin uçakları yaklaşık yirmi yolcu taşıyabiliyor, birkaç bin kilometrelik bir uzaklık boyunca, saatte yaklaşık üç yüz kilometrelik bir hızla uçabiliyorlardı. Güvenli ve düşük maliyetli uçaklar ilk havayolu şirketlerinin kurulmasına da olanak sağlamışlardır. Bir süre sonra ikinci Dünya Savaşının patlak vermesiyle uçaklardan yeniden ±>ir yıkıcı güç olarak yararlanılmaya başlandı.

Üstelik bu kez, uçakların yıkıcı gücü sürekli gelişen bir teknolojiyle de besleniyordu, ikinci Dünya Savaşı ilk denemeleri Wright Kardeşler dönemine kadar uzanan helikopterin gelişmesini de sağladı, itici güç alanında devrim yapan türboreaktöriin yapımı da yine ikinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşti, ilk olarak 27 Ağustos 1939 yılında Alman yapımı Heinkel He 178’de denenen bu yeni teknik, geleneksel pistonlu motorun ve pervanenin olanaklarını aşmakla k^Jmamış giderek ses hızını da geride bırakan bir hızla uçabilme olanağı sağlamıştır. Savaş sırasında havacılık, çeşitli ülkeler arasında ilişkilerin yeniden kurulmasında önemli bir etken olmuş, uçakla yolculuk yapanların sayısı giderek artmıştır.

Kısa bir süre sonra basınçlı yolcu kabinlerinin gerçekleştirilmesiyle, atmosfer çalkantılarının yoğun olduğu yüksekliklerin üzerinde uçabilme olanağına kavuşulmuştur. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütüne bağlı havacılık şirketlerinin taşımacılık hacmi sürekli olarak artmıştır. 1947 yılında 21 milyon olan taşınan yolcu sayısı, 1957 yılında 86 milyonu, on yıl sonra 236 milyonu, 1977 yılında ise 514 milyonu bulmuştur. Bu sayıya, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütüne sonradan katılan Sovyet havayollarının 106 milyon yolcusunu da eklemek gerekir.

Yeni motorlar: Pervaneli ya da reaktörlü türbinli motor çok daha güvenli ve geniş hizmetler sunan uçakların gerçekleştirilmesine olanak sağlamıştır. Pervaneli türbinli motorların ilk örneği, British Europen Air-ways’ın 1953 yılında uçuşa çıkardığı dört moturlu Vickers Viscount’tur. Reaktörlü türbinli motorun ilk örneği ise, Bristsh Overseas Airways’m 1952 yılında ürettiği dört reaktörlü Co-met’tir. Türbin, sivil havacılığın yanısıra askeri uçakların tümünün de itici güç kaynağım oluşturur. Gerçekten de türboreaktör, son derece yüksek bir hıza, tırmanışa ve yüksekliğe ulaşma olanağı sağlarken, türbo-pervane de daha az hızlı olan nakliye uçaklarında büyük güç kaynağı oluşturur.

Günümüzde büyük devletlerin hava birliklerinde bombardıman uçaklarının kullanımından vazgeçilmiştir. Bunların yerine, bir zamanların dev uçaklarından çok daha küçük boyutlu ve radarların görüş alanına girmemek için çok alçaktan uçarak hedeflere saldırıda bulunabilen geliştirilmiş modelleri kullanılmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.