Düş Nedir

Düş Uyku sırasında insan zihninde beliren olayların ve düşüncelerin tümü. Düşlerin konusu ve düş görme olayma ilişkin çeşitli görüşler vardır. Ne ki, yapılan bütün deneylere, gözlem ve araştırmalara karşın, konunun tümüyle açıklık kazandığı söylenemez.

Hayvanların pek çoğu da, insanda uyku diye adlandırılan dönemin karşılığı olduğu sanılan dönemler geçirirler. İçlerinde ilkel yapıdaki böcek türleri de olmak üzere birçok hayvan, uykuya benzeyen ve evrelerden geçer. Dahası bitkilerin ve tohumların gelişmeleri bile kışın yavaşlar.

Biyolojik açıdan bakıldığında uyku, yaşam olaylarının bir tür yavaşlaması demektir, insanların neden uyuduğuna ilişkin bir soru, ancak diğer canlıların benzer eylemleri de birarada ve bağıntılı olarak değerlendirilerek yanıtlanabilir. Düş görmenin engellenmesinin insan için belli eksikliklere yol açacağı doğru olmakla birlikte, insanların yalnızca düş görmek için uyudukları da söylenemez. Uyumanın biyolojik nedeni organizmaların çoğunda bulunan ortak gereksinimlerle ilgilidir.

Bu gereksiminlerin karşılanması için başvurulan uyku dönemi, yaşamsal etkinliklerin yavaşlatılmasını öngörür. Oysa düş görme ve düşün içeriği, uykunun tersine fizyolojik değil ruhsal bir olaydır.

Düşleri ve düş görmeyi incelerken, bu konudaki çalışmalarda en yaygm biçimde başvurulan psik-analitik yoruma öncelik tanımak gerekir. Psikanalizi bir iyileştirme yöntemi ve ruhsal olayları açıklamakta kullanılan bir bilim durumuna getiren Freud düşleri bu anlamda ele alan ilk bilim adamıdır.

Freud düşleri inceleyerek, bilinçsizken düşünme olgusunu açıklayan bir yönteme ulaşmış ve bunu karmaşık ruhsal olayları açıklamak için kullanmıştır. Freud’ün geliştirdiği bu yöntem, birçok insanın ruhsal sorunlarını çözmek amacıyla günümüzde de kullanılmaktadır. Freud’den önce düş konusu, özellikle bilim dünyasında, önemsiz bir olay olarak değerlendirilirdi.

Freud bütün ruhsal etkinliklerde olduğu gibi, düşlerin de bir nedeni olduğunu ortaya koymuştur. Düşlerin rastlantısal imgelerin ard arda dizilmesiyle oluşmadığım ileri sürmes, bu konuda bilimsel ve deneysel çalışmaların yapılmasına yol açmıştır. Freud’ün bu konuya eğilmesinden çok önce, bilimle ilişkisi olmayan kimseler düşlerle ilgilenmişlerdir. Eski Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında düşlere dinsel anlamlar verilirdi. Düşler dinsel yorumlarının yam-sıra, tanrısal bir iletişim yolu olarak da değerlendirilirdi.

Kimi imparator ve krallar savaş öncesinde gördükleri düşleri düş yorumcularına anlatarak, savaşın sonucunu kestirmeye çalışırlardı. Düşlerin yorumlanması amacıyla sözde bilgeler de türemişti, öyle ki, düş yorumculuğu kimi ülkelerde kurumsal bir nitelik bile kazanmıştı. Düşlerin geleceği önceden bildirdiği inancı, yakın bir döneme dek etkisini sürdürmüştür.

Düşleri bilimsel açıdan ilk olarak ele’alan Freud olmakla birlikte, eski Yunan’da Hippok-rates’in ve Eflatun’un da bu konuya değinen yazıları bulunmuştur. Bu yazılardan düşlerin, uyuyan bellekte uyanan endişelerin izlenimleri olarak tanımlanması, Freud’un düşüncesiyle temelde çelişmemektedir. Bu alandaki çalışmalarına, isterinin kimi biçimlerini ipnoz (u-yutma) yöntemini kullanarak i-yileştirmeye çalışan bir ruhbilimci olarak başlayan Freud, ipnotize edilen bir hastanın unutulmuş belirli anları deşildiğinde, isteri nedenlerinin anlaşılabileceğini gördü. Freud, daha sonra, ipnoz yöntemi yerine serbest çağrışım yöntemlerini kullanmaya başladı.

Bu yöntemde, hastayı sürekli olarak konuşturuyor, söylediklerini dikkatle dinliyordu. Hastanın anlattıkları içinde Freud’ü en çok düşler ilgilendiriyordu. 19. yüzyılın sonlamrda Freud, düşleri açıklama konusundaki görüşlerini sistemli bir biçimde ortaya koydu. Bu görüşlerden birçoğu günümüzdeki uygulamalarda bilim adamlarınca kullanılmaktadır.

Freud’un gözlemleri, düşün bireyin günlük yaşamıyla ilgili olduğunu savunan geleneksel düşünceyi doğruladı. Bundan başka Freud düşün, bütünün değil, yalnızca bir bölümünün bile, çağrışım yoluyla bir önceki günün anı, düşünce ve olaylarıyla ilgili olabileceğini gördü. Örneğin, bütün gün kırık bir aynaya gözü takılan adam, düşünde lunk bir cam görebilir; ya da düşünde gördüğü garip bir şekil ona kırık aynayı hatırlatabilir. Burada önemli olan, düşün bir bölümünün düş görene bir önceki günü hatırlatmasıdır.

Bunun gibi, daha uzak geçmişle ilgili düşünceler de düş görenin aklına gelebilir. Böylece düşüncelerden, anılardan ya da duygulardan oluşan bir dizi imgeye anlam kazandırır. Bu anlam, saptadığı kimi endişeler ve isteklerle bağlantılıdır. Düşün gerçek anlamını doğru bir kurgu üzerine oturtabilmek için, kimi zaman kişinin yaşamının büyük bir bölümünü öğrenmek gerekebilir.

Günümüzde yapılan araştırmalar, düşün uykunun belli dönemlerinde ve düzenli bir biçimde görüldüğünü ortaya koymuştur. Düş görürken uyandırılan insan, olağandan daha sinirli olur. Eğer yeniden uykuya dalarsa arka arkaya düş görmeya başlar. Yine bu araştırmalardan elde edilen ilginç bir sonuç da, uykuda gezmenin düş görmeyle ilişkisi olmadığıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.