Diktatörlük Nedir

Diktatörlük bütün siyasal gücün, diktatör adı verilen tek bir kişinin elinde toplandığı bir hükümet biçimidir. Diktatör sözcüğü Latince kökenlidir. Bu sözcük eski Roma’da günümüzdeki anlamından değişik bir anlam taşıyordu. Diktatörlük Roma’da olağanüstü durumlarda ve özellikle devletin bir tehlike ile karşı karşıya olması durumunda gündeme gelen bir görevdi.

Roma’da, askeri ve idari yetkiler iki konsül tarafından yürütülürdü. Bunlar bir yıl süreyle görev yaparlardı. Ancak zor durumlarda, Senato’nun isteği üzerine devleti yönetme yetkisi altı ay süreyle tek bir kişiye verilirdi. Diktatörün görevi, kendisinin diktatör sekçilmesini gerektiren nedeninin ortadan kalkmasıyla birlikte sona ererdi. Roma’da ilk diktatör I.Ö. 500 yıllarında seçilmiştir. Başlangıçta diktatörler yalnızca soylular arasından seçiliyordu. Daha sonraları halktan kişiler de diktatör seçilebilme hakkını elde ettiler.

Roma’daki diktatörler kendilerine verilen yetkileri amaçları dışında kullanmamışlar, görev süresi sona erdiğinde de görevden çekilmişlerdir, Ancak I.Ö. I.yüzyılda iç savaşlar sırasında diktatörlük süresiz bir nitelik kazanmıştır. Nitekim I.Ö. 82 yılında iktidara gelen Silla o zamana dek rastlanmayan bir davranışla, devleti saygınlığına kavuşturmak amacıyla kendisini süresiz diktatör ilan etmiştir.

Silla yetkilerinden yararlanarak siyasal rakiplerini öldürtmüş, mallarına el koymuştur. Silla’-nm diktatörlüğü üç yıl sürmüştür. I.Ö. 46 yılında da Sezar on yıl süreyle kendisini diktatör ilan etmiş, bu dönem Roma Cumhuriyetinin sonu olmuştur. Böylece Roma’da imparatorluk kurulmuştur.

Bugünkü anlamıyla diktatörlük toplumsal yapıda ortaya çıkan karşıt görüşlerden birinin yandaşlarının kuvvet kullanarak iktidarı ele geçirmesi suretiyle kurulmaktadır. Kimi kez de, bir savaş tehlikesi ya da uluslararası bir bunalım, devlet otoritesinin güçlenmesini savunan diktatörlük rejimlerinin iktidara gelişine yol açmaktadır. Diktatörlüğü çoğunlukla bu iki genel nedenin ikisi birden hazırlamakta ve doğurmaktadır. Diktatörlük rejiminin, bir toplumun içinde yaşayan bir azınlık tarafından kurulduğu ve yürütüldüğü de görülür. Bir yabancı istilası sonunda doğan diktatörlükler, bu tür diktatörlüklere örnek gösterilebilir. Zamana ve yere göre çeşitli biçimler almakla birlikte, günümüzde rastlanan diktatörlüklerin genel ideolojisi, kimi zaman ırkçılığa kadar varan, aşırı bir milleyetçilik olmaktadır.

Bir diktatörlük rejiminde görülen başlıca belirleyici nitelikler, yasalarla verilmiş olan özgürlüklerin (basın, söz, siyasal örgütlenme özgürlükleri gibi) sınırlandırılması ya da baskı altına alınması; parlamento, belediye meclisleri gibi kurumların yetkilerinin sınırlandırılması ya da bunların yerine diktatörlük rejiminin siyasal isteklerine uygun yeni kurumların geçirilmesi gibi olgulardır. Diktatörlük rejiminin süresi aşağı yukarı diktatörün yaşamıyla sınırlıdır. Diktatörün ölümünden sonra genellikle rejim devrilmektedir. Yirminci yüzyılın en ünlü diktatörleri, Birinci Dünya Sava-şı’ndan sonra italya’da iktidara gelerek faşist ideolojiyi uygulayan Benito Mussolini ve Almanya’da Nazizmi uygulayan Adolf Hitler’dir. Aynı yıllarda ispanya’da Franko, Portekiz’de ise Salazar diktatör bir yönetimi yürütmüşlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.