Bilim Nedir

Bilim terimiyle nesnel bir sağlamlığı olan bilgiler bütünü anlatılır. Günümüzde bu sözcük, iyice doğrulanmış olgulara, eleştirel olarak incelenmiş, kesin ve mantıksal bir biçimde düzenlenmiş kavramlara dayanan matematik, fizik,biyoloji, ekonomi ve ruhbilimi gibi disiplinleri tanımlar. Bu bilim dallarından beklenen, güvenilir önermeler, yeterli açıklamalar ve yaşanan gerçeği anlamak eylem ve davranışları düzenlemek için gerekli bilgilerdir.

Çağımızda bilimsel araştırma bir uzmanlık konusudur. Araştırma kurumlarında çalışan uzman görevlilere özgü ve sınırlı bir çevreden yönlendirilen bir etkinliktir. Bu durum, bilimsel bilgiye saygı ve özen duyulmasına yol açar. Gerçekte bilim, insan kültürünü oluşturan öğelerden biridir. Bilimin bize sunduğu gerçeklik görüntüsü içinde, soyut bir biçimde de olsa, bilimin geliştiği toplumun ve dönemin özelliklerini yanıştan düşünceler de yer alır.

Bilim yapmanın kalıplaşmış tek bir tanımı ve tek bir biçimi yoktur. Bilim terimi, olgularla ilişki içinde bulunan, onları açıklamaya ve ne olduklarını kavramaya yarayan her tür bilgiyi kapsar. Sıradan insanın günlük deneyimlerinden çıkardığı sonuçlar bile bilginin basit bir biçimi sayılabilir. Bu anlamda uzun bir deneyim sürecinden doğan gelenekler, görenekler, atasözleri ve inançlar bilimsel kavramlar ya da yasalarla özdeş bir işlevi yerine getirirler. Kısaca, bilimsel bilgiyle günlük, sıradan bilgi arasında kesin bir ayrım yoktur. Bilimsel bilgi, değerinin zenginleştirilip, düzenlenmesinden başka birşey değildir. Böyle ele alınınca bilim, insanın kendiliğinden bir eylemi olarak görünür ve doğal olaylarda belirli bir düzenliliğin varolduğunu saptayarak, bu olayları inceler.

"Bilimsel davranışın" ilk belirtileri milyonlarca yıl öncesine dayanır, örneğin, taş kullanan ilk insan taşın avlanmayı ve avın derisini yüzmeyi kolaylaştırdığını fark etmiştir. Üstelik taşın belirli bir biçimde olması halinde, bu işlemlerin daha etkili bir biçimde yapıldığını gözlemiştir. Böylece ilk insanlar bir aletin işleviyle biçimi arasında bağ kurmayı öğrenmişler, kısa bir süre sonra da istenilen biçimi elde etmek için taşları yontmayı başarmışlardır.

Sınama, yanılma gibi ilkel bir çözümleme düzeyinde de olsa, bu çabada bilimsel yöntemin özelliklerinin iki önemli yönü sergilenir: Kuramsal yön (belirli bir amaca yönelen bir aletin tasarımı) ve deneysel yön (aletin yapımı, işlevinin denetlenerek daha da yetkinleşmesi için gerekli değişikliklerin yapılması), aynı dönemlerde doğayla ilgili olarak "gizli güçler" gündeme gelir. Mevsim değişimlerini ya da yağmur yağmasını açıklamak için, insan önemli doğal olayları düzenleyen görünmez güçlerin varlığına inanır. Bu görünmez güçler kendi özerk iradeleriyle donatılmıştır. Ancak, büyücülerin aracılığıyla istenilen biçimde hareket ettirilebilirler. Kuşkusuz büyü güvenilir bir yasalar düzeni oluşturmaz ama, bu ilkel davranış içinde oldukça önemli özellikler vardır. İnsanoğlu doğanın beklenmedik davranışlarına boyun eğmeye yanaşmamaktadır. Tersine iyice tanıdıktan sonra yönlendirmeye ya da engellemeye çalıştığı olayları "neden"lerden kaynaklanan "sonuç" 1ar gibi görmektedir artık. Bu tutum çok sonraları insanı uzayde serüven aramaya, ya da hücrenin kalıtımla ilgili yasalarını değiştirmeye yöneltecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.