Balıklar Nedir

      27.11.2019
      1.106
      Balıklar Nedir

      Balıklar suda yaşamaya uymuş omurgalı hayvanların oluşturduğu bir sınıftır. Yeryüzünde 30.000 kadar balık türünün yaşadığı saptanmıştır. Balıklar şekil, boy, renk, beslenme alışkanlıkları, üreme biçimleri açısından, yaşadıkları bölgelere göre önemli ayrılıklar gösterirler. Balıkların birçok türünün derisi pullarla kaplıdır. Pullar biçimi, yapısı, boyu ve sağlamlığı türden türe değişen bir çeşit zar oluştururlar.

      Balıkların hareketini kuyruk ve kuyruk yüzgeci sağlar. Karındaki ve göğüsteki çift yüzgeçler küçük yer değiştirmelerde kullanılırsa da, asıl görevleri durmayı ve . dengeyi sağlamaktır. Dengeyi sağlamakta sırt ve anüs yüzgeçleri de rol oynar. Solunum, solungaçlar aracılığıyla yapılır. Solungaçlar gırtlağın iki yanında yer alırlar. Oksijen alacak olan kan, yürek tarafından solungaçlara pompalanır. Yaşam için gerekli oksijen suyun içinde erimiş durumdadır. Ağızdan girip solungaçlara giden su, solungaçların damarlı dokusundan geçerken gaz alış verişi yapar ve solungaç kapaklarından dışarı atılır.

      Kimi balıklar (iki akciğerliler dipnoid) çevre koşullarına göre iki sistemle de. solumun yapabilirler. Balıklarda yürek, solungaçlar hizasında bulunur ve dört boşluktan oluşur (toplardamar torbası, bir kulakçık, bir karıncık ve atardamar torbası). Bu boşluklar birbirinden, kanın yalnız içerden dışarı doğru geçebileceği kapakçıklarla ayrılırlar. Yürekte yalnızca kirli kan bulunur. Bu kan, atardamar torbasından çıkarak bir sırt atardamarı boyunca ilerler.

      Sut atardamarı da 45 çift atardamara ayrılır. Bunlar kanı solungaçlara götürerek gaz alışverişi yapılmasını sağlarlar. Böylece oksijenlenen kan iki boşluğa akar. Boşluklar yüreğin arkasında birleşerek sırt atardamarını oluştururlar. Sırt atardamarı temizlenen kanı iki çatalı aracılığıyla, çeşitli organlara iletir. Kan organlardan yeniden yüreğin toplardamar torbasına gelerek dolaşımını tamamlamış olur.Balıklar da, kurbağalar ve sürüngenler gibi soğuk kanlı hayvanlardır. Bu nedenle vücut sıcaklıkları hemen hemen içindeyaşadıkları suyun sıcaklığına eşittir. Şiddetli ve birdenbire oluşan sıcaklık değişikliklerine karşı dayanıksızdırlar. Ilıman denizlerde yaşayan balıkların çoğu kışın bir durgunluk dönemi geçirirler ve büyümeleri yavaşlar.

      Balıklar genellikle etçil hayvanlardır. Birçoğu hem etçil, hem de otçuldur. Ancak küçük bir bölümü, içindeki organik maddelerden yararlanmak için çamur yutar. Balıkların çoğunun ağzında köksüz dişler vardır. Bunlar birbirine benzer ve çene kemiklerinin kenarına bir ya da birkaç sıra olarak dizilirler. Kimi türlerin damağında da dişler vardır. Sazangiller gibi kimi ailelerdeyse, çene kemiklerinde diş yoktur; dişlerin yerini gırtlak kemiklerinin parçacıkları almıştır. Bazı türlerin sindirim aygıtında mide yoktur, örneğin köpek balıklarında, mersin balıklarında, iki akciğerlilerde, orta bağırsakta sarmal kapakçıklar vardır. Bu kapakçıkların görevi emici yüzeyi genişletmektir. Tükürük bezleri yoktur, pankreas ve karaciğer genellikle gelişmiştir. Hemen hemen bütün balık türlerinde bulunan hava kesesi (yüzme kesesi de denir) de sindirim aygıtının bir parçası sayılabilir. Kimi türlerde hava kesesi bir boruyla yemek borusuna bağlıdır, içinde havaya göre farklı oranlarda oksijen, azot ve karbon dioksit bulunan bu kesenin temel görevi, balığın özgül ağırlığını değiştirmek için gaz yutup çıkarmaktır.

      Balıkların çoğunda beyincik ile koklama ve görme duyusu çok gelişmiştir. Koklama, tat alma ve dokunma duyu organları birbirine bağlı ve kısmen karışmış durumdadır. Koklama duyusu iki burun çukuruna; tat alma duyusu da özellikle ağız ve boğazın yüzeyine yayılmış kabarcıklarla ağızın iki yanındaki deri ve bıyıklara yerleşmiştir. Ağızm yanındaki deri ve bıyıklar dokunun duyusunun da bulunduğu bölümlerdir. Dış kulak ve orta kulak yoktur. Iç kulak özellikle dengeyi sağlamaya yarar, işitme duyusu hemen hemen yok gibidir. Iç kulakta kulak tozu adı verilen ve denge sağlamaya yardımcı kalkerli maddecikler vardır. Su titreşimleri, yanal çizgi denen ve kulakla ilişkisi bulunan, kafadan kuyruğa kadar uzanan duyarlı gözeler tarafından alınır. Görme yeteneği zayıftır. Genellikle tek göz görür; çünkü gözler başın iki yanındadır. Gözler cisimlerin hareketlerini saptarlar; ancak renkleri ayırdettikleri kuşkuludur. Derin sularda ve yeraltı sularında ışık olmadığı için buralarda yaşayan balıkların gözleri yoktur.

      Balıklarda eşeyler genellikle ayrıdır. Sürekli erselik durumlarına çok az rastlanır. Buna karşılık eşeyliğin geç belirlenmesi (yılanbalığı ve alabalık); erkeklik ve dişiliğin aynı hayvanda ard arda meydana gelişi ya da mevsimden mevsime değişmesi durumlarına (kılıç balığı) rastlanır. Balıklar doğurgan yumurtlayan ya da hem doğurgan hem yumurtlayan olabilirler. Yumurtlayan türlerde döllenme dışta ya da içte olabilir. Doğduğunda ergin balıktan pek farklı olmayan ve kısa sürede onun özelliklerini kazanan (alabalık) yavruya, balık yavrusu denir. Buna karşılık küçük balık ergin balıktan çok farklıysa da (yılanbalığı) ve kesin şeklini ancak başkalaşım geçirdikten sonra alacaksa kurtçuk (lavra) adını alır.

      Erkek balık genellikle dişiden daha büyük olur. Kimi balıklarda (ayakcıklılarda) erkek çok küçüktür ve asalak’ olarak dişinin üzerinde yaşar.

      Eskiden yapılan bir sınıflandırmaya göre balıklar şu alt sınıflara ayrılıyorlardı. Tümüyle kemik iskeleti olan kemikli balıklar (Teleosteens); iskeleti kısmen kemikleşmiş parlakpul-lular (Gonoid); iskeletlerinin büyük kısmı kıkırdaklaşmış ve akciğer dolaşımı bulunan iki akciğerliler (Dipnoid); iskeletleri tümüyle kıkırdaklaşmış köpekbalıkları (Selaciens). Bugünkü sınıflandırmalar eskisinden farklıdır. Birleşik Amerikalı doğa bilgini Edwin H. Cobert yaptığı sınıflandırmada balıkları bir üst sınıfta birleştirmiş ve üst sınıfı da üç sınıfa ayırmıştır. Osteitler ya da kemikli balıklar
      (kemikli, parlak pullu ve iki akciğerli balıklar bu sınıfa girer), köpekbalıkları ya da kıkırdaklı balıklar, pulsu derililer ya da fosil kabuklu balıklar. Balık yumurtalarına da zarar veren avlanmaların yanısıra sanayinin neden olduğu çevre kirlenmesi balık yaşamını tehdit etmektedir, özellikle petrol, cıva bileşikleri ve zehirli gazların neden olduğu elverişsiz ortam balıkların yaşayabildikleri alanı kısıtlamaktadır, izmit ve izmir körfezleri bunun örnekleridir.

      YORUMLAR

      Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.