Eski Rize Düğünleri

RİZEDE EVLENME VE DUGUN ADETLERİ
EVLİLİĞE HAZIRLIK

EŞ BULMA-EŞ SEÇME-SEVDALANMA

Diğer bölümlerde olduğu gibi burada da değişim öncesi devirlere ait gelenekleri tesbit etmeye çalıştık. Herşeyin süratle değişmeye başladığı 1950 li yıllardan önceye inmeye gayret ettik. Bu bölümde anlatılanlara 10 kadar yaşlı insan kaynaklık etmiştir. Kaynak kişiler merkez ilçenin bütününü temsil etsin diye Salaha, Ortapazar, Kendirli ve Gündoğdu bölgelerinden seçilmişlerdir. Eskilerin eş seçmede fazla şansları yoktu.

Eş seçimini aile büyükleri yapardı. Bu konuda erkekler biraz daha şanslı sayılırdı. Evlenmenin en dramatik yönü kızın sevmediği, istemediği birine verilmesi idi. Eskiden de kızlarla erkeklerin birbirini görüp tanımalarının pek çok fırsatı ve ortamı bulunuyordu. Hiç birbirini görmeden, tanımadan da evlenenler yok değildi. Evlenen kimseler genellikle ya komşu ya da hısım akrabadan biri veya hısım akrabanın komşuları olurdu.

Komşular birbirlerini çocukluktan beri tanır ve hatta çocuk oyunlarından beri birbirlerine ilgi duyup ilerde sevdalanıp evlenenler olurdu. Anne ve hala tarafından hısımlıklar da karşılıklı gidip gelmeler sayesinde tanışmalara fırsat hazırlardı. Evli ablalar ve gelinler de bu tür evliliklere aracılık ederlerdi. Eskiden de kız ve erkeğin birbirleri ile iletişim kurabilecekleri pek çok ortam oluşurdu.

Fakat bunlar büyük bir gizlilik içinde yapılırdı. Tabir caizse bu iletişim görülmez fakat sezilirdi. Düğünler ve imeceler bu iletişim için iyi bir fırsattı. Erkek, bir kıza sevdalanmışsa o kıza kimse yaklaşmazdı. Kız ve erkeğin birbirlerine gönülleri olduklarını belirtecek pek çok yol vardı. Oğlan sık sık kızın çevresinde görülür ve kız da buna karşılık verirse sevdahk başladı demektir. Horonda sevdalılar kol kola horon ederler. Eğer kızın koluna yabancı bir erkek girerse kız horondan çıkar. Erkeğinde aynı işi yapması beklenir. Eğer kız mendilini erkeğin eline

bırakır ve erkek de bunu kabul ederse sözlü gibi olurlar. Bazan bu işleri kızın yengesi ayarlar. Dışardan yapılan müdahalelerle kimin kiminle horon edeceği ayarlanır.

Sevdalılar ille de evlenecek demek değildir. Kızı bini ister biri alır. Kız için uygun bir talipli çıkarsa anne baba kızı evlendirir, sevdalıların yapabileceği bir şey yoktur. Nadiren görülen kız kaçırma dışında her iki taraf bu kadere boyun eğer.

Rize’de islam dininin müsade ettiği kişilerle evlenilir. Yakın akraba arasında evlenme yasağı yoktur. Aralarında süt kardeşliği yoksa, amca ve teyze çocukları birbiriyle evlenebilir.

BEŞİK KERTME

Çok az görülen bir şey olsa da Rize’de de “Beşik Kertme” olayı vardır. Daha bebeklik çağında çocukların birbirleri ile evlendireceklerine dair aileler birbirlerine söz verirlerdi. Çocukları da buna inandırırlardı. Beşik Kertme kızı, kimse gelip istemezdi. Kız büyüyüp de başkasına sevdalanırsa her şeyi göze alır, sevdasına “kaçır beni” diye haber gönderirdi.

KIZ İSTEME VE SÖZ KESME

Oğlan evlenme çağma gelince kendisine kız aranır. Şüphesiz ki kıza da kısmet aranır. Oğlanın sevgilisi varsa ve bunu aile büyüklerine duyurup kabul ettirebilirse iş epeyce kolaylaşmış demektir. Evlenmesine karar verilen oğlana kız aranırken bu işe tanıdıklar, halalar ve teyzeler de aracılık eder.

Falancmın iyi bir kızı var denir ve aile uygun görürse kız istenir. Bu evliliğe aracı olan kişilere “elçi” denir. “Kapnesten Lipariye elçilediler beni” türküsünde olduğu gibi; bir kızın elçisi olmak, o kızı evlendirmek için aracılık yapmak, bu işi kızın ve oğlanın ailesinin kafasına sokmak demektir. Kız ve oğlanın arasını bulmaya da elçilik yapmak denir.

Elçi her iki aileyi ikna edince, sıra kızı resmen istemeye gelir. Öncelikle oğlanın annesi, eğer oğlanın annesi yoksa aile büyüklerinden biri, yanma aileden bir iki yakınını alarak -bunlardan biri elçi olabilir- kızın evine gider ve kızı ailesinden resmen isterler. Bu kişilere de elçi denir. Burada kadın kadına konuşurlar.

Kız tarafı mühlet ister. Kız istemiyorsa ikna edilmeye çalışılır. Durum erkeklere açılır. Dayılara, amcalara sorulur. Aile büyükleri bu evliliği uygun görmeyebilir. Bu durumda elçi vasıtasıyla oğlan tarafına haber gönderilir. Oğlan tarafı ısrarlı ise bir kaç teşebbüs daha yapılır ve nihayet vazgeçilir. Eğer kız tarafı evet diyr .*;kse elçi vasıtasıyla oğlan tarafına haber gönderilir.

Bundan sonra yapılacak iş, evliliğin ve düğünün şartlarını konuşmaktır. Alınacak başlık, kıza kesilecek elbise, kıza yapılacak altın, düğünün ne zaman yapılacağı ve “ara kesme” günü konuşulup karara bağlanır. Bu pazarlıkların bir kısmı “ara kesme” gününde yapılabilir ve son söz “ara kesme”de söylenir.

Ananın “Peştamalı omuzuna vurup kız araması” tabiri mecazidir. Bu tabir, ananın oğlunu evlendirmeye çok istekli olduğunu göstermek için söylenen bir sözdür.

Elçiler bilerek ve bilmeyerek hata yapabilirler. Kızın ve oğlanın kusurlarını gizleyebilirler. Bu nedenle her iki taraf ayrıca birbirlerini araştırırlar.

Görücüye gidenler kişiler çoraplarının birini ters, birini düz giyerdi. Böylecek bunların görücü olduğu belli olurdu. Eve gelen görücüler kızın önüne süpürgeyi yıkar ve mısır taneleri atardı. Eğer kız süpürgeyi kaldırır veya mısır tanelerini toplarsa aptal olmadığına, düzenli olduğuna hükmederlerdi. Kızı konuşturarak durumunu ölçmeye çalışırlardı.

Kız büsbütün yabancı ise, oğlan annesi, kız ve ailesini tanımak için bir bahane ile kızın evine giderdi. Evin ve kızın halini görür, kızın bedensel ve zihinsel bir kusuru olup olmadığını anlamaya çalışırdı. Kız etrafın da çeşitli yollarla erkek tarafını incelemeye alır, bilhassa malına mülküne bakılırdı. Eğer oğlanın çok arazisi varsa zengin demekti. Bu tür incelemeler olmazsa iki taraftan birinin başı yanabilirdi.

Elçiler çok önemli bir görevi yüklenmiş olduklarından kız ve oğlan tarafından ayrı ayrı itibar görür, oğlan tarafı elbise kesilirken elçiye de elbiselik alırdı. Kız tarafı da bohça yapardı.

ARA KESME-NİŞAN-SÖZ KESME

İki taraf anlaşmaya vardıktan sonra “ara kesme” töreni yapılırdı. Ara kesme kızın evinde ve genellikle gece olurdu. Önceden kararlaştırılmış bir günde oğlan tarafından bir gurup erkekle bir gurup kadın ve bir kaç delikanlı kızın evine giderdi. Kız tarafı yemek hazırlar, yakın akraba ve komşuları da çağırırdı.

Erkekler ayrı, kadınlar ayrı yerde otururdu. Eğer anlaşmada pürüzlü bir taraf kalmışsa konuşulur ve anlaşmaya varılırdı. Oğlan babası istenen başlık parasını verir, kızın nüfus cüzdanını alırdı. Yemekler yenilerek kalkılır ara kesme tamamlanırdı. Erkek tarafı uğurlanır ve silahlar patlardı.

Erkek tarafı bu nişanı kutlamak üzere devrin silahlarına göre silahlarını boşaltırlardı. Çok eskilerde mavzerle tek tek mermi atılırdı. Sonraları dinamik patlatmak ve tabancı ile mermi atmak adet oldu. Daha eskilerde dolma tüfekle şenlik yapılıyordu. Buna “donanma yapmak” denirdi.

Ara kesmeden sonra işin bozulması nadir görülen bir olaydır. Eğer kız tarafı nişanı bozarsa erkek tarafı kızı kaçırabilirdi.

DÜĞÜNE HAZIRLIK

Ara kesmeden sonra düğün hazırlığı başlar. Oğlan evlenme parası peşine düşer, kız da çeyizini tamamlamaya çalışır. Oğlanın düğün parasını biriktirebilmesi için gurbete çıktığı da olurdu.

a. KIZIN ÇEYİZİ

Kızın çeyizinde bir iki top feretiko, melez gömlekler, 40’dan 120’ye kadat İşlemleli kendirbezi peşkir (buna yağlık denirdi), işlemeli diz

peçeteleri, pencere perdeleri ve yastık gevmeleri, bir kaç parça tentene (pencere altlıkları ve yastık gevmeleri için), kaneviça örülmüş sandık örtüsü, konsol örtüsü, elbise örtüsü, ayrıca mendil, çorap, çember, baş örtüsü, dolaylık, havlu, leğen, güğüm, şişeli lamba, takunye, mushaf kabı, iğnelik ve ipek kozalarıyla örülmüş bir pano ve resimlik bulunurdu. Kızın sandığı da kız tarafından temin edilirdi. Eskiden kaparalı sandıklar vardı.

Kızın çeyizinin bir kısmı da bohçalardan oluşurdu. Bunlara çıkma da denirdi. Kız tarafı, kızın kayınpederi, kayınvalidesi ve evli kayınlarına bohça yapardı. Varlıklı olanlar, daha fazla bohça yapabilirdi. Çıkmalarda verilecek kişinin özelliğine göre havlu, peşkir, mendil, çorap, çarşaf, baş örtüsü ve kayınpeder için aynca başına sarmak için abaniye bulunurdu.

Bunlara karşılık oğlan tarafı, karyola ve konsol yaptırırdı. Kızın elbisesini keser, kızın küpesini, yüzüğünü ve altınını alırdı.

b. BOHÇA

Bohça içine çeşitli giysilerin konulduğu dörtköşe kumaşa denir. Bohça kabı değişik renk ve nakış türleri ile süslenebilir. Önceleri bohça çanta yerine kullanılırdı. Daha sonraları genç kızların sandıklarında çeyiz olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bir genç kızın çeyizinde normal olarak altı bohça bulunur.

Bohça yapımı eskiden günümüze kadar bir gelenek olarak süregelmiştir. Kız tarafı gelin gidilecek evin aile bireylerine bohça yapar. Bu aile bireyleri genel olarak kayınpeder, kayınvalide, kayın, görümce, enişte veya damat gibi yakınlardır. Bohça yapılan kişiler, bohçaya karşılık olarak geline hediye alırlar.

Bu hediye umumiyetle altın cinsinden olur. Ayrıca erkek tarafı yapılan bohçalara karşılık kızın ailesine çeşitli hediyeler verirler. Kızın babasına veya annesine elbiselik kumaş veya hazır elbise, kayına ayakkabı vs. alınır. Eğer gelin evli olan görümceye bohça yaparsa görümce geline hem değerli bir hediye alır hem de düğünden bir kaç gün sonra gelin ve ailesini evine davet eder.

Genel olarak bohçanın içinde kayınpeder için gömlek, iç çamaşırı, kravat, çorap, mendil bulunur. Kayınvalidenin bohçasında iç çamaşırı, çorap, mendil, seccade, çarşaf, havlu ve başörtüsü bulunur. Kayınvalidenin bohçası verilirken bahşiş alınır. Damada iki bohça hazırlanır.

Birinci bohça gelin ve damadın ortak bohçasıdır. Bunun içinde erkek ve kadın iç çamaşırları, pijama, gecelik ve bornoz bulunur ve yatağın ortasına bırakılır. Diğer bohçada ise terlik, gömlek, kravat, çorap, mendil, iç çamaşırı, mümkünse elde örülmüş kazak bulunur. Kayınvalide, kayınpeder ve damadın bohçaları ise daha özel olarak hazırlanır. Bohçalar hazırlandıktan sonra gelinin sandığının üzerine düzenli bir şekilde dizilir. Düğünden bir kaç gün sonra bohçalar sahiplerine verilir.

BAŞLIK PARASI

Başlık parasına eskiden “Yeği” denirdi. 1950’li yıllardan bu yana başlık parası alınmıyor. Alman yegi, kızın çeyizine ve düğününe masraf edilirdi. 1950’den önceki yıllarda başlık parasının 100 ile 300 lira arasında olduğu söylenmektedir. O zaman bir öğretmenin maaşı 50 lira idi. Bu maaşa bakılarak başlık parasının miktarı konusunda bir mukayese yapmak mümkün olabilir.

Elbise Kesmek: Evlenme safhalarından biri de elbise kesme olayıdır. Elbise kesme, düğüne 15 gün veya bir ay kala yapılır. Elbise kesme için kız ve oğlan tarafı belirlenen bir günde çarşıda buluşurlar. Önceden kararlaştırıldığı şekilde alınacak kumaşlar ve diğer ağırlıklar bu gün alınır.

Elbise kesme günü yapılan alışverişler şunlardır: Gelinlik kumaş, elbiselik kumaş (en az 2, en çok 7 kat elbise için), giyilen çarşaflık kumaş, gelin ayakkabısı, terlik, mendil, iç çamaşırı, şemsiye, küpe, yüzük ve altın Zengin olanlar beşibirlik alırlardı.

Elbise kesilirken kız tarafına alınması gereken çıkmalarda satmahnırdı Kayınpeder ve kayınlara elbiselik kumaş veya bir çift ayakkabı, elçiye dt bir kat elbiselik kumaş.

Kız ve oğlan elbise kesmede hazır bulunmazdı. Elbise onların gıyabında kesilirdi.

Elbise kesme önemli bir olaydır. Nişanlanmış olmanın tescili gibidir. Elbise kesildikten sonra elbiselerin ve gelinliğin dikimi terziye verilir ve terzi usulüne göre elbiseleri dikerdi. Her devrin giyimi ve gelinliği biraz farklı idi. Seferberlik yıllarından önceki gelin kıyafeti başta fes, üç etek vt kaftan şekilde tarif ediliyor. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenle? kadın giysileri bölümüne bakabilirler.

DÜĞÜN VE SAFHALARI

Rize’de düğünler Perşembe ve Pazar günleri yapılırdı ve geleneğe herke uyardı. Düğünler Perşembe yapılacaksa Pazartesinden, eğer Pazar güm yapılacaksa Perşembe gününden başlardı. Düğünlerin üç gün üç gece sürmesi adettendi.

Düğüne kız ve erkez tarafı ayrı ayrı hazırlanırdı.

a) DÜZENCİ

Düğün için görevlendirilen iki kadından birine “düzenci” denirdi. Düzenci üç gün boyunca kızın yanında bulunur ve kızı hazırlardı. Saçlarını keser, sürmesini, allığını çeker, duvağını hazırlar, gelinliğini giydirir ayrıca koca evinde nasıl davranacağını ona öğretir ve üç gün boyunca gelinin yanından ayrılmazdı. Her halde gelinin yanından en son ayrılanlardan biri olurdu.

b) DONDARCI

Düğün için görevlendirilen kadınlardan biri de “Dondarcı” dediğimiz adındır. Dondarcı kız ve erkek tarafından ayrı ayrı tutulan dirayetli ve jecerekli bir aşçı kadındır. Düğün yemeğini pişirmekle görevlidir. Kendine komşular yardımcı olur. Bilhassa baklava açmak gibi daha ilk mden başlayan etkinlikler düğün evine gidip gelmeleri artırır ve her şey iğün neşesiyle olur.

Gerek düzenci ve gerek dondarcı kadınlar hak ettikleri hediyeleri ığün sonunda alırlar.

c) DÜĞÜN DAVETİ

Birinci günden itibaren düğüne davet başlar. Düğüne davet edilecekler k tek gezilerek davet edilir. Düğün günü düğün evine yanlız davetliler lir ve yalnız onlar düğün alayına katılırlar. Gece eğlenceleri herkese ıktır. Eğer düğün akşamlan horonlu olacaksa düğün eğlencelerine her raftan hatta başka köylerden de delikanlılar gelebilir. Düğün sahibinin ınlan ağırlamak gibi bir yükümlüğü yoktur. Yalnız horon eğlencesi varsa ı eğlencelere iştirak ederlerdi.

d) MES-BABUÇ

Düğünün birinci günü erkek tarafı gelinin ağırlığını alıp kızın evine geti-^r. Kızın ağırlığında elbise kesme gününde alınan elbiseler, altın ve hedi-eler bulunurdu. Yeniden sayacak olursak; gelinlik, çarşaf, ayakkabı, terlik, şemsiye; erkek tarafının aldığı çıkmalar. Mes-babuç olayına bazı yer-rde “Bahça Açmak” denir.

Bohça açma alayına erkek tarafından bir gu-ıp kadın iştirak eder ve bunlara da bir iki delikanlı refakat ederdi, admlar yanlız gönderilmezdi. Kız, mes-babuç günü takılarını takar ve o inden sonra babasının ve büyüklerinin yanına çakmazdı, gelin olacak ye utanır ve bir odada dururdu. Mes-babuç getiren kimseler yemek yedi-lerek ağırlanırdı. Gelin olacak kız bu gelenlere ne hoş geldiniz der ne de ,üle güle derdi, kimseye görünmezdi. Gelenlerden biri kızın odasına girer akılarını takardı. Anası babası olmayan birinin takılan takması uğursuz-ık sayılırdı.

e) ODA DONATMAK

Düğünden bir gün önce yani Çarşamba veya Cumartesi günleri oda donatma günüdür. Oda donatmaya yine kız tarafından 10-15 kadın birden gider ve bunlara yine bir iki delikanlı eşlik ederdi. Oda donatmaya gidenlerden biri sandıkçı idi. Mahallenin fakirlerinden biri, ücretli tutulur ve kızın sandığını yük yaparak oğlanın evine götürürdü.

Bu kadına “Yükçü” de denirdi. Sandıkçı sandığı gelin odasına indirir ve üzerine oturarak bahşişini isterdi. Yükçü olarak katırlar ve atlarda kullanılabilirdi. Çeyizi katırla geldi demek bir övünme sözü olurdu.

Oda donatmaya kızın düzencisi de katılırdı. Oda donatıcı kadınlar kızın odasını donatırdı. Kızın elbiselerini, peşkirlerini, mushafmı, iğneliğini, lambasını asar, sandığını, konsolunu, karyolasını hazırlar, örtülerini örterdi. Pencere perdeleri de asılırdı.

Kızın odası donanınca erkek tarafının hazırladığı yemekler yenir ve geri dönülürdü. Damat gelenlere hoş geldin demezdi ve ortalıkta görünmezdi.

Gerek mes-babuçla getirilen eşya ve gerek donatılan oda komşular tarafından görülürdü. Oda bakmaya gitmek veya bohça bakmaya gitmek gibi bir adet vardı.

f. GELİN ODASI

  • Derleme yapılan yer: Rize
  • Derlemeyi yapan:Rize Halk Eğitim Müdürlüğü
  • Kaynak kişi: Zehra Orhon. Rize Çarşı Mah. Rize’li olup Rize’de gelin olmuştur.

1930’lu ve 1940’lı yıllarda gelin odası nasıldı?

1. Gelin karyolası demir veya prinçten olurdu. Karyolanın çeyizi de şöyle idi:

Yatak, yatak üzerine çarşaf, çarşaf üzerine yorgan, yorgan üzerine melez çarşaf veya feretiko çarşaf bulunurdu. Yastık dantelli bir kılıfla giydiri-lirdi. Karyola eteği kanaviçe veya açıkış dantel şeklinde olurdu.

2. Gelin odasında seke veya sedir denir bir divan bulunurdu. Divan üzerine halı veya dokuma kilim döşenirdi veya kalın goblen kumaş örtülürdü. Divan yastıkları ot veya samandan doldurulur ve bu yüzden sertçe olurdu.

3. Gelin Sandığı, odanın bir köşesine konur bu sandığın iki göz felemi-disi yanı iki gözü olurdu. Üzeri nakışlı bir örtü ile örtülürdü.

4. Pencere Perdeleri: Pencerelerde üç kat perde konur perdeler pencere camını az geçerdi. En alt perdede 30 cm. kadar dantel dikilirdi. İkinci kat perde bir keten tülden ibaretti. Üçüncü kat perde de perde kanatlarını ihtiva ediyordu.

Bazı pencerelere amerikan perdeler bulunurdu. Bunlar yaylı olup aşağı ve yukarı çekilebilirdi.

5. Gelin odasına banyo da bulunurdu. Her gelinin çeyizinde olması lazım gelen bakır güğüm, bakır leğen, gümüş hamam tası, simli terlik, sedef kakmalı yüksek ve özel bir çift takunye de odanın bir köşesinde yerini alırdı.

6. Gelin odası el dokuma kilim veya halı ile döşenirdi.

7. Köşe halısı, mushaf kapı ve mushaf, iğnedanlık, elbiselik ve elbise örtüsü oda duvarlarını süsleyen eşyalardı. Ayrıca düğün gününe mahsus olmak üzere gelinin çeyizinde yer alan peşkir ve havlular da duvarlara asılırdı.

8. Gelin odasının bir yerinde konsol konur. Konsolun üzerine konsol aynaları, karpuz lambası bulunur, bir köşeye de gaz lambası asılırdı.

9. Çeyiz sandığında bulunan eşyalar: 10-15 adet çarşaf, pullu peşkirler, çemberler, yaşmaklar, mendiller, merserize ipliği veya yünle dokunan çoraplar, pirkaç top feretiko bez.

10. Elbiselikte bulunan elbiseler: Yünlü elbesi, çiçekli kadife elbise, Döpiyes elbise, (Rolanlı etekli ve oturmalı biçimli) Feretiko, pazen veya divitin sabahlık, (Divitin veya ipekli kumaştan kuşaklı, kruvaze, kollan bol).

11. Gelin, düğün günü gelin odasının sediri üzerinde veya bir masa üzerinde ayakta durur, ellerinde dantel eldiven, göbeği üzerine elleri bağlı, bir elinde oyalı bir mendil.

12. Saçları bigudi şekilde yapılır, kakül ve zuluf kesilir (Erkeklerin favori bırakması gibi) Telli duvak arkadan düşük takılır, önden saç ve zuluf görülsün diye böyle yapılırdı. Asrın başlarında ise gelinlere altın, tepelik takılır ve tepeliğin kenarları altında paralarla çevrilir, çene altına paralar zinciri ile tutturulurdu. Tepelik takmayan gelinler taç takardı.

13. Gelinin kaşları alınır, rasük çekilir, allık sürülür, nadiren de olsa dudaklar boyanır, ellere kına yakılırdı. Gelin hamamına da gidilirdi.

14. Gelin elbisesi pembe, mavi veya beyaz kumaştan dikilir. Kloş etek, belden kesik, üst beden tamamen oturmuş, kolların alt kısmı dar, üst kısmı bol, etek boyu maksi, yaka kapalı olur, yakada dantel bulunurdu. Duvak olarak beyaz ipekli bir duvak takılır, gelin teli kullanılırdı.

Ayak: Müslim çorab (kaim koyu renk, arkadan dikişli) beyaz renk ayakkabı giyilirdi.

15. Gelinin takıları : Kulak küpeleri: lira küpe, elmas küpe veya pırlanta küpe olurdu. Kola ince veya hasır bilezik, 5 cm eninde olan arpa bilezik tabir edilir bir tür takı takılırdı. Boyunda da “beşi bir yerde”.

Gelin çeyizinde ayrıca bu günkü örneğine göre namazlık ve teşbih de bulunurdu.

g. GELİNLİK

Rize’nin Ambarlık Köyünde gelinlik olarak eskiden pembe bir elbise giyilir ve üzerine yün kuşak takılırdı. Bu kuşağı bele tutturmak için yün ipliğinden yapılan süslü bir bağ, bir kaç kere bele dolandırılırdı.

Ayrıca yün çorap giyilir, başa süslü bir fes takılırdı. Bu fese de altın fes denilirdi.Altın fes denmesinin sebebi, üzerine altın liralar takıldığmdanmış, Bazı kişiler fes üzerine pullu, kırmızı başörtüsü koyarmış. Genellikle zenginlerin gelinlikleri böyle olurmuş.

Gelinlik genellikle krep desen, emprime ve krep birman olarak adlandırılan kumaşlardan dikilir ve renkleri de genellikle pembe olurmuş. Şekf olarak belden kesik, bisiklet yaka, altı parça veya kiloş kesilirdi. Duva1 uzun olur, iki kulak üstüne başa taç yapılır ve ele mendil tutturulurdu.

Gelin otururken kucağına bir mendil konur, mendile bakması ve etra ile ilgilenmemesi istenilmiş.

h. GELİNİN HAZIRLANMASI

Gelinin hazırlanması düğünden üç gün önce başlardı. Gelini hazırlama ve süsleme görevi düzencinindi. Gelinin yanaklarına hafif bir kırmızmlık sürülür, yanaklarına elmacık kemiklerine ve burnun kanatlarına pedal de nilen paraya benzer pullar yapıştırılırdı.

Bu pullan yapıştırmak için yumurta akı kullanılırdı. Gelin tellenir, kaşları alınır ve kaşlarına rastik sürülürmüş. Fakir zamanlarda allık için kiremet tozu kullanıldığı ve kaşlara kömür veya tava karası sürüldüğü olurdu. Kına gecesinde geline ve bütün kız arkadaşlarına kına yakılırdı.

Gelinin saçı omuzlarından sarkıtılır, kulaklarının üzerinden zülüf, alır kısmından kakül kesilirdi. Dudak boyası sürülmezmiş buralarda gelir hamamı ve damat traşı adeti yokmuş.

f- KINA GECESİ

Düğün kız ve erkek evinde ayrı ayrı başlatıldığından her iki tarafta da kına gecesi eğlenceli geçerdi. Yeni cenaze çıkmış evlerde, haci ve hoca evlerinde şenlik yapmaya müsade edilmezdi. Kına gecesinde, isteyenler kız tarafına, isteyenler erkek tarafına gidebilirdi. Şenlik nerede varsa oraya gidilirdi.

Bu gece için davetli olma şartı aranmazdı. Bazı yerlerde horon sabaha kadar devam eder ve hatta üç gün önceden başlardı. Kız evinde erkek horonu için en uygun yer evin içiydi. Dondarcı yemek işini bitirip horona izin verince, ocak söndürülür, ev içi genişletilirdi. Bir çok kapı ev içine açıldığından seyirciler kapılardan bakardı. Sadece kızlar oynayacak-sa gelinin bulunduğu oda veya daha uygun bir yer kullanılırdı.

Sadece erkekler oynayacaksa ev içi, naylanın altı veya avlu yeterliydi. Erkek oyunları daha hareketli olup, seyirlik oyunlar san nksaray veya sallama oynanırdı. Horonda karşılıklı türkü söylemek vey^ bazı olayları ve insanları konu edinip taşlamak düğünün neşesini artırırdı.

Eski düğünlerde içki içilmez, ziyafet çekilmezdi. Erkek tarafı düğünü silah atarak kutlar ve kız tarafı silahlı şenlik yapmazdı.

DÜĞÜN GÜNÜ

Düğün günü sabahı erkek evinin davetlileri erkek evine, kız evinin davetlileri kız evine giderler ve yemeklerini yerlerdi. Düğün yemeği genellikle etli sarma, etli fasulye, herse, pilav ve baklava gibi yemeklerden oluşurdu. Sağanlar peşpeşe sofraya gelir, herkes aynı sağandan yerdi.

Erkek tarafı yolun uzunluğuna göre uygun bir saatte, erkekler önde kadınlar arkada olmak üzere yola koyulup kızın evine hareket ederlerdi. Kadınlar düğünlük giyimlerini giyer ve çarşaflarını örtünürdü.

Genç kızlar daha renkli giyinir ve başlarına renkli çeşan veya makaslı bulunurdu. (Yokluk yıllarında herkesin düğünde giyeceği bir elbise bulması ne kadar zordu.) Düğün alayına oğlanın anası ve babası bulunur, fakat damat bulunmazdı. Eğer oğlanın babası yoksa ailenin en büyüğü önderlik ederdi. Düğün evine yaklaşılınca bir iki el ateş edilip geliş haberi verilirdi.

Bu iş için haberci de kullanılırdı. Kız evine gelince burada fazla kalınmaz, oğlan tarafına burada yemek verilmez, sadece bal şerbeti veya pekmez şerbeti verilirdi. Durumu uygun olanlar baklava veya ev lokumu ikram ederlerdi.

Yedi çift bir tek sayma : Eski düğün adetlerinden biri de düğün günü gelinin düğün alayından yedi çift bir tek insan sayması idi. Düğün günü, kız almaya giden düğün alayı görülür görülmez en önde yürüyen 15 kişiyi gelinin çifter çifter ve bir tek olmak üzere yedi çift bir tek sayması gelenek idi. İnanışa göre bu sayma işini yapmayan gelinin ayakları birbirine dolanırdı.

KIZIN EVDEN ÇIKIŞI VE KAPI KESME

Erkek tarafı geldikleri gibi erkekler önde kadınlar arkada olmak üzere ‘eri dönerler. Gelinin kapıdan çıkmasına sıra gelince kızın yakınlarından biri kapıyı keser ve oğlanın babasından bahşiş isterdi. Bahşişini almadan gelinin kapıdan çıkmasına müsade etmezdi. Gelin çarşafına sarılmış olarak kapıdan çıkarken koltuğuna bir mushaf konurdu. Geline düzencisi ve bir iki yakını eşlik ederdi.

Aynca kızın erkek kardeşi yoksa bir amca oğlu gelinin alayında bulunurdu. Kızın diğer davetlileri daha sonra hareket ederlerdi. Gelini almaya gelenler geldikleri yönden dönmezler, yol leğiştirirlerdi. Buna imkan yoksa eve diğer kapıdan girilirdi.

Düğünün şenlenmesi için silahlar atılırdı. Silah atma zamanlarından iri de gelinin evden çıkış zamanıdır. Gelin evden çıkıp düğün alayı irüyünce silahlar ve dinamitler patlardı. Silah atma gelin oğlan evine ge-ıceye kadar zaman zaman devam eder. Dolma tüfekler olduğu zamanlarca tüfekle donanma yapılırdı. Beş on kişi birlikte tüfeklerini doldurur ve “alıklarla ateş ederlerdi. Buna “donanma etmek” denirdi.

Yol Kesme : Başka yerlerde olduğu gibi gelin baba evinden çıkıp koca ‘ine gidinceye kadar köyün delikanlıları yolu keserdi. Yola ip germek veya r sırık koymak suretiyle yol kesilir ve bahşiş istenirdi. Yolu kesenin ünde silah olurdu. Bahşişini alan delikanlı, yolu açar ve silahını ateşlerdi.Bahşişi oğlanın babası veya düğün sahiplerinden biri verirdi. Bu adt; bugün de devam etmektedir.

HABERCİ VEYA MÜJDECİ

Damadın iki amca oğlu haberci tayin edilirdi. Bunlar düğüncünün t den çıktığını, yolda olduğunu, şu kadar zaman sonra kızın evine va cağını haber verir. Kızın evinden bir tepsi baklava veya mendile sarıln bir kaç enişte lokumuna alarak kızın evden çıkmasını düğün alayn, yürümesini beklerdi.

Sonra da düğün alayından koparak ve zaman zam / da koşarak aldığı baklavayı veya lokumları damada getirir ve ona gelini kız evinden çıkıp gelmekte olduğunu müjdeler ve bahşişini alırdı.

KAPILIK

Gelin koca evine geldiği günü kendisine verilen hediyedir. Gelin düğüı alayı ile koca evine gelince eve girmeden önce gelinin kardeşi kapıhk iste di. Gelin, kaynana veya kayınpeder tarafından ahıra getirilir beğendiği hr hangi bir inek, boğa veya dana geline kapılık olarak hediye verilir-Kapıhk gelinin şahsi malı gibi sayılırdı.

Gelin kapıdan girmeden kayınvalide bir tasa bal koyar önce kapın eşiğine sürer, sonrada gelinin parmağını bal tasma batınp kapının başın, bal sürerdi. Evliliklerinin tatlı ve huzurlu geçmesine vesile olsun diye. E arada kayınvalide gelinin başına para ve fındık dökerdi. Bu para v« fındıklar uğurlu sayılırdı.

GELİNİN AYAĞININ YIKANMASI

Gelin koca evine girince odasına alınır ve ayaklan yıkanırdı. Bu yıkarrr işini görümce, görümce yoksa elti veya hala yapardı. Bir leğen ve su dok kalaylı bir güğümle gelinir ve gelinin ayağı yıkanırdı.

Rivayet edildiğin göre gelinin çorabını çıkarırken çorabın içindeki para leğene düşer bu par gelinin ayağını yıkayan kişinin olurdu. Gelin önce sağ ayağını yere basa-ve böylece yıkama töreni sona ererdi.

GELİNİN OTURMASI

Ayak yıkama töreninden sonra herkes odadan dışarıya çıkardı. İçerid yalnız düzenci ile gelin kalırdı. Düzenci geline gelinliğini giydirir, on süsler ve yüksek bir yere oturturdu. Gelin hazır olunca kapı açılır ve ziy; retler başlardı. Düzenci gelinin yanında bulunur ve ziyarete gelenleri or tanıştırırdı. Gelin yaşlıların eline öper, çıkmaları sahiplerine verire Kayınpederin çıkmasını da kayınvalide alırdı.

KIZ TARAFININ DÜĞÜN ALAYI

Kız tarafının davetlileri geline refakat etmez, gelin evden ayrıldıktan bir müddet sonra ayrı bir gurup halinde evden çıkarlardı. Kızın annesi ve babası oğlan evine gitmezlerdi. Kız tarafı geliş gidişlerde silah atmazdı.

KAÇMA VE SAKINMA

Eski adetlerden biri de kaçma ve sakınma adeti idi. Sözü kesilen erkek veya kız kayınpederden sakınır, onun bulunduğu topluluklarda görünmez, onunla konuşmaz hatta yol üzerinde raslasa bile gelin ve damat adayı genç, yol değiştirerek görünmemeye gayret ederdi.

Gelin düğün gününe kadar, damat ise düğünden bir hafta on gün sonra yedi günü çağrısına kadar kaynana ve kaynataya gözükmez “Yedi günü” kaynana ve kaynatanın elini öptükten sonra bu tür kaçmalar da sona ererdi. Düğün gününden önceki bu kaçma ve saklanma bir nezaket ve saygı olarak algılanır, aksi halde damat veya gelin saygısızlık etmiş olurdu.

70 yaşlarında bir amca bu durumu şöyle anlatıyor. Çarşıya gidiyordum. Yolumun üzerinde kayınpederimin dükkanı vardı. Ben kayınpederimle karşılaşmamak için yolumu değiştirdim ve dereye inerek kendime dükkanın arkasından bir yol buldum. Dükkanın önünde bulunan Tahir amca bana seslenerek beni yanma çağırdı.

Benimle konuştu ve bana bir şeyler ısmarladı. Kaympedirimin yüzü kızararak başını yere eğmişti ve biz onunla tanıdığımız olduğu halde davete kadar konuşmadık. Eskiden enişteler kanlarını alıp da kayınpederinin evine gitmezdi. Önce kız gider bir müddet sonra da damat giderdi.

Kız tarafının düğün alayı oğlan evine varınca hoşbeşle karşılanır ve nenen sofralar kurulur; erkek ve kadınlara ayrı ayrı yemek verilirdi.

SOFRA KESME

Kız tarafına yemek verilince erkek sofrasında bulunanlardan biri, sofra-ı keser. Sofra kesilince kimse yemeğe başlayamaz. Sofra kesme şekli sofaya bir silah koymaktır. Yemek sahanının üzerine iki kaşık kaymakla da ,ofra kesilebilir. Sofrayı kesmekten maksat enişteyi yani damadı ;örmektir. Enişte gelinceye kadar eniştenin ne kusuru olabileceği tartışılır karşılıklı şakalaşmalar olur. Damat gecikince her halde kördür, topaldır denerek laf atılır.

Eskiden damat tabiri yoktu. Koca adayına enişte denirdi. Enişte sofra-.1, enişte lokumu, enişte daveti deyince hep damat kastedilir ve Rize’de nişteye yani teyzenin kocasına dayı denir.

Enişte düğün günü damatlıklarını giyer ve en bakımlı şekilde bulunur-a. Enişteye düğün günü bir yakını veya bir arkadaşı düzenci olarak eşlik ederdi. Yani sağdıcı olurdu. Damat düğün günü kimseye görünmez ve anlız bazı törenlere sağdıcı eşliğinde iştirak ederdi.

Kesilen sofrayı açmak için nihayet damat görünür. Yanında düzencisi bulunmaktadır. Sofranın başına kadar gelerek misafirlere hoşgeldin der ve sofrayı kesenin cebine para koyar. Sofrayı kesen tabancasını kaldırır ve yemek yenmeye başlanır.

NİKAH

Düğün gününün önemli olaylarından biri de nikahın kıyılmasıdır. Nikahı cami hocası kıyar. Nikahta gelin ve damat hazır bulunmaz. Kızın vekili kardeşi veya bir yakını olur. Erkeğin vekili de erkek tarafının bir yakını. Bunlar hocanın öğrettiği şekilde damat ve gelinden sözlü vekalet alır. İki de şahit bulundurulur.

Şahitler ve vekillerin abdestli olması gere-/ kir. Başkalarının da aralarında bulunabileceği uygun bir yerde nikah kıyılmaya başlanır. Nikahta önemli noktalardan biri, mihrin belirlenmesidir.

Mihr boşanma halinde erkeğin kadına vermeyi vadettiği paradır. Bu para bir vaad olmasına rağmen bazen sert tartışmalara konu olabilir. Kızın vekili mihri fazla ister, erkeğin vekili buna itiraz eder. Karşılıklı bir pazarlık başlar ve sonunda uyuşma sağlanır. Hoca nikâhı kıyar, dua edilir. Neticede bir tepsi baklava gelir, nigah töreni sona erer.

ENİŞTE SOFRASI

Nikah kıyıldıktan sonra gelin odasına enişte sofrası kurulur. Enişte sofrasına genellikle bir bardak şerbet, bir iki dilim baklava, bir parça ekmek bulundurulurmuş.

Bazen lokum ve şekerde konurmuş. Düzenci dam-, adın gelmesini ister. Damata haber gönderir. Damat bazan yanlız, bazan yanında düzencisi olduğu halde gelin odasına girer. “Hoş geldiniz; halalar, teyzeler, çiçeğinizle beraber der”. Gelin düzencisiyle beraber sofraya oturur ve damat da sofrada yerini alır.

Gelinle damat aynı bardaktan şerbet içerler. Damat kalkarken sofraya para atar. Bu para kızın düzencisinin olur. Bazı yerlerde enişte sofrasından sonra horona kalkılır ve gelinle damat bu horonda birlikte horon ederler.

Eğer gelinle damat daha önce tanışık değillerse ilk defa enişte sofrasında karşılaşmış olurlar. Enişte sofrası bu nedenle çok önemli bir buluşma yeri olup her iki taraf için çok heyecanlı bir andır.

KIZ TARAFININ DÜĞÜN EVİNDEN AYRILMASI

Enişte sofrasından sonra kız tarafının işi bitmiştir. Hep birlikte damat evinden ayrılırlar. Ayrılışta oğlan tarafı kız tarafını uğurlarken yeniden silahlar atılır. Burada eniştenin kız tarafını uğurlamak için bir iki jarjur boşalttığı olur.

Zaman ve zemin müsaitse kız ve oğlan tarafı bir arada iken oğlan evinde horon kurulabilir. Horon ederken karşılıklı atışmalardan bir örnek;

  • Kız Tarafı : Bu köy güzel bir köydür birazda güneş olsa.
  • Erkek Tarafı : Gelinumuz güzeldur burni patos olmasa.
  • Kız Tarafı : Bu köye verduk bir kız kızların padişahı.
  • Erkek Tarafı : Böyle de iş olurmu kaybettiler uşağı.

GELİN BAKMAK

Eskiden bir de gelin bakma adeti vardı. Düğüne katılmayan davetli, davetsiz, uzak, yakın bütün kadınlar ve kızlar gelin bakmaya gidebilirdi. Gelin bakmaya gidenler bir müddet gelin odasında durur, düğün sahiplerini kutlar ve ayrılırlardı. Gelin bakma zamanı gelinin oturmasından akşam ezanına kadardı.

DÜĞÜN GÜNÜ EĞLENCELERİ

Düğün gününün en büyük eğlencesi silah atmak, yemek içmek, horon etmek ve yukarda sayılan törenlere şahit olup iştirak etmektir. Erkek evi müsaitse her zaman horon kurulabilir. Horona gelin bakmaya gelenlerde katılabilirdi.

KAYNANA HORONU

El ayak çekildikten sonra erkek evine yanlız ev halkı kalırdı. Yaşlı erkeklerde mümkünse evden uzaklaştırılırdı. O akşam başka bir yerde kalırlardı. İşte akşam namazından sonraya raslayan bu dönemde bazı düğün evlerinde kaynana horonu kurulurdu. Bu horona kaynana, damat, gelin, görümce, elti, bir kaç yakın akraba iştirak ederdi. Bu horonun belli bir yerinde kemençeci “Kemençeyi yıkar” ve damattan para ister. Kemen-çeyi yıkmak demek kemençeyi yere yatırmak demekti.

El ayak çekildikten sonra yemek yenir. Gelin de yedirilir. Ev halkı evi terkeder. Yerine göre kaynana veya oğlanın kızkardeşi ve yengesi evde kalır. Gelinle damata birer bardak şerbet içirilerek damat gelinin odasına girer.

KIZIN ÇIKMALARI

Gelin kaynanasına, kayınpederine, kayınlarına varsa diğer aile büyüklerine çıkma çıkarırdı. Bugün genellikle geline altın takacak olan yakınlara bohça yapılır.

Bohça yahut çıkma adeti, altın takacak olanların sayısıyla sınırlı olur. Çıkmalarda yağluk (kendir bezi peşkir), feretiko çarşaf, elle örülmüş yün çorap, mendil, kayınpederin bohçasına ayrıca abaniye konurdu. Bohçalar veya çıkmalar düğün günü el öpme sırasında verilirdi. Kayınpederin bohçasını kayınvalide, kayınların bohçasını hanımları alırdı.

Daha öncede geçtiği gibi erkek tarafı da çıkma yapardı. Elbise keserken kayınpedere elbiselik kumaş, kayınlara ayakkabı veya gömlek, baldızlara ve kaynanaya elbiselik almak adettendi. Bunlar düğünün birinci günü mes-babuç alayı ile birlikte kız evine gönderilirdi.

DÜĞÜNDEN SONRA

a) YOL AÇMA

Düğün gününden bir gün sonra, kızın yakınlarından saygın bir kadın vasıtasıyla damat evine “yol açma” gönderilirdi. Yol açma için giden kadın, damat evine bir tepsi baklava götürürdü. Yol açma adeti daha çok gelinin koca evindeki durumunu sezdirmeden araştırmak gayesini güderdi. Yol açmadan sonra gelin, kaynana veya bir yakını kadınla birlikte baba evini ziyarete götürülür, dönüşte de enişte lokumu hediye gönderilirdi. Kız bu ilk gelişinde baba evinde bir akşam kalırdı.

b) ENİŞTE DAVETİ

Düğünden yedi gün sonra veya ilk 15 gün içinde enişte davet edilir. Davet yapılana kadar damat kaçma ve sakınma kuralına uyar, kayınpederine ve kaynanasına görünmezdi.

Damat için düğün yemeğine benzer yemekler hazırlanır ve damat tarafı belirtilen günde bir gurup erkek ve bir gurup kadınla birlikte kızın evine gelir. Damat kayınvalide ve kayınpederinin elini alır. (Elini öper) Yemek yenir ve gelinle birlikte dönülür.

c) ENİŞTEYİ BAĞLAMA

Davette eniştenin arkadaşları enişteyi kollan ve bacaklarından iskemleye bağlar. Kaynana bir tepsi baklava göndererek enişteyi bu durumdan kurtarır.

d) DAVETTE ŞAKALAŞMALAR

Davette her iki taraf birbirinin uyanıklığını dener. Erkek tarafı hediyelik birşey çalar. Cebe konacak bir şey bulunca bunu görmeden cebine koymayı başarmalıdır. En kolayı kaşık çalmaktır.

Kız tarafı uyanık olur ve herkesin üzeri aranacak diye şakalaşılır. Kaşıklar sayılarak sofraya konur. Kız tarafı buna mukabil eniştenin ayakkabısına yumurta koyar.

Damat yumurtayı farkedemez ve yumurta kınlırsa damat zor durumda kalır. Bunun için herkes ayaklarını çıkarırken enişte ayakkabılarını çıkarma-mak için direnir ve bu konuda arkadaşları onu destekler. Bu tür demek gülmek enişte davetlerinin eğlencesi olur.

Davetliler ayrılırken kız da onlarla beraber döner. Dönerken bir bohça enişte lokumunu beraberinde götürür. Damat ayrılırken bir jarjür mermi ile bu tatlı bitişi kutlar ve artık yeni bir eğlence için yeni bir ara kesme ve yeni bir düğün beklenir.

Rize Düğünü Video

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.