Kadınlarda Doğum

Doğurarak çoğalan canlılarda, bu arada insanda, dölütün, süresini doldurarak ana karnından çıkmasına doğum adı verilir. Doğum, canlı bir varlığın yaşamını kazandığı andır. Filizin tohumdan, civcivin yumurtadan çıkması gibi, bebek de ana karnından doğar.

Doğum 271 olağanüstü bir doğa olayıdır, öyle ki bir bebeğin doğumunun, bir filizin sürmesinden, bir civcivin yumurtadan çıkmasından ya da bir taym doğumundan daha önemli olduğunu öne sürmek güçtür. Gebelik: Dölütün (fetüs), anasının dölyatağmda yaklaşık 9 ay süren doğum öncesi gelişimini tamamlamasından sonra, gebelik doğumla sona erer.

Doğumun ayrıntılarına geçmeden önce döllenmenin nasıl olduğunu bilmek gerekir. Her şey “yumurta” adı verilen bir dişi üreme hücresinin “spermatozoon” adı verilen bir erkek üreme hücresiyle karşılaşmasıyla başlar. Döllenen yumurta, 7-8 gün sonra embriyo durumuna gelir ve kadının iç üreme-organlarından döly atağın a yerleşir. Embriyo, amnion kesesi adı verilen bir tür kese içinde gelişir, süngersi ve bol kan damarlı bir organ olan plasenta aracılığıyla anne organizmasıyla ilişki kurar. Amnion kesesi içinde sıcaklık 37 derecedir; bir başka deyişle kanın ya da sıcak bir yaz gününün sıcaklığmdadır.

Dölüt soluk almaz, yemek yemez ancak gerekli oksijeni ve besinleri göbek bağı aracılığıyla plasentadan alır. Aynı yolla da artıklarını uzaklaştırır. Kendisini çarpmalardan koruyan, devinimlerine serbestlik ve hafiflik sağlayan amnion sıvısı içinde bulunur. Bu sıvıya amnios adı da verilir. Bebek ana karnındaki devinim-leriyle gelecekteki ilk kıpırda-mşlarına kendini alıştırır. Bebek ana kanunda bir anlamda emme alıştırmalarına da başlar; doğumdan sonra besinini ancak bu yolla alabileceğini bilmektedir sanki.

Gebeliğin üçüncü ayında, ağırlığı daha birkaç gram olmakla birlikte, embriyoda iskelet, kaslar, sinirlet ve damarlar gibi başlıca organlar belirmiştir. Bu andan başlayarak embriyo, dölüt (fetus) adım alır. Dördüncü ve beşinci aylar arasında anne, dölütün devinimlerini duymaya başlar. Gerçekten de bu dönemde dölüt sık sık konum değiştirir. Gelişme olağan bir biçimde sürerse, gebeliğin sonuna doğru dölüt baş aşağı konumda yerleşir.

Doğum: DölütUn gelişmesinin tamamlanması, doğum için gerekli işlemleri başlatır. Dölya-tağı çeperleri düzenli aralıklarla kasılmaya başlar. Doğum sancıları adı verilen bu kasılmalar giderek sıklaşır. Bebek bu itişlere uyarak tek çıkış yolu olan dölyoluna doğru yönelir. Kasılmalar daha sıklaşmca, bebek plasentanın kan damarlarını ezer, koparır. Bu nedenle bebeğe besin ve özellikle yaşaması için gerekli oksijenin sağlanması giderek daha azalır. “Travay” denen bu devre ilk doğumunu yapan kadmda bir güne kadar uza-yabilirse de, daha önce doğum yapmış kadınlarda birkaç saatte tamamlanır. Bebek ilerlemeye başlar ve amnion kesesi yırtıldıktan sonra başı ile dış ortam arasında artık hiçbir engel kalmaz. Dölyatağı boynu ve döl-yolu, dokuların esnekliğinden yararlanarak genişler ve sonunda bebeğin başı dölyolu ağzında belirir.

Bu noktada doğum hekimi ya da ebe hemşire, bebeğin başını özenle tutar ve bebeği dışarı çıkarır.Ancak doğum her zaman böyle gerçekleşmez. Kimi kez sorunlarla karşılaşılır. Yüz doğumun beşinde, dölüt “makat gelişiyle”, yani makatı aşağıda; ya da “yan gelişle” yani omuzuyla belirir. Bu durumlarda olağan bir doğum olamaz. Bu nedenle se-zaryana başvurulur. Sezaryen sözcüğü Latince kesmek anlamına gelen “caedere” fiilinden türetilmiştir. Sezaryen, cerrahi bir girişimdir. Annenin karnı ve dölyatağı açılarak çocuk kurtarılır.

Bu girişim annenin daha sonra olağan bir gebelik sürdürmesini engellemez. Doğumun en önemli anı çocuk doğduktan ve göbek bağı kesildikten sonra gelir. Bebeğin artık kendi kendine solumaya başlaması gerekir. Doktor bebeği ayaklarından tutup, hafifçe kıçına vurarak solunumun başlamasına yardım eder. Çocuğun ‘soluk alışının hemen arkasından ilk ağlayışı duyulur. Bebek yıkandıktan, ağzı, burnu, gözleri temizlendikten sonra annesinin yanından alınarak, her türlü Hastalık etkeninden arındırılmış güvenli bir ortam olan “bebek odası”na götürülür. Bakımı bu konuda uzmanlaşmış kişilere bırakılır. Beslenme saatleri önceden kesinlikle belirlenmiştir. Emzirilmeye ya da biberonla yapay beslenmeye kaç saat sonra alınacağı, ağırlığına göre saptanır. Ağlaması veya içgüdüsel olarak ağzının annesinin memesini araması önemli değildir.

Bir süre için anne ve bebek yalnızca emzirme sırasında karşılaşırlar. Ancak bu kısa süre boyunca birbirlerine sevecenlikle yaklaşabilirler. Genellikle baba ve diğer akrabalar bebeği elleyemezler. Bu önlemler aşırı sayılabilecek kadar gelişmiş olmakla birlikte, bebeğin sağlığını korumayı amaçladığından uyulması gereken kurallardır. Yeni yöntemler: Doğum sırasında hiç bir şekilde “zor kullanmama” ilkesi giderek yaygınlaşmaktadır. Böylece doğum olayı gerek anne, gerek bebek için daha az yıpratıcı kılınır. Anne olacaklara yardım etmek, onları doğuma hazırlamak için kimi Hastanelerde özel kurslar düzenlenir. Bu kurslar, başta solunum alıştırmaları olmak üzere çeşitli bedensel alıştırmaların yapıldığı uygulamalı çalışmalarla, kendini denetlemenin, gevşemenin öğrenildiği kuramsal dersler olmak üzere iki bölümden oluşur. Doğum, ışığın her yanı aynı ölçüde aydınlattığı bir odada gerçekleştirilir. Bebek, doğar doğmaz annesinin karnına yatırılır. Burada kendi başına solumaya başlar. Göbek bağından henüz nabız alınmakta, bir başka deyişle anneden bebeğe oksijen geçişi sürmektedir. Bebeğin akciğerleri çalışmaya başladığında artık nabız alınamaz olur ve bağ kesilir.

Ebe, bebeği 37 derecede su ile dolu küvete sokar. Bebek burada rahatlar. Çünkü bu, önceden tanıdığı bir ortamdır. Doğum öncesi içinde bulunduğu amnion sıvısı da aynı sıcaklıktadır. Yeni doğan bebek artık ağlamayı bırakıp, rahatlağını, doyumunu anlatan sevinç sesleri çıkarmaya başlar. Burada iyice temizlenir ve henüz nemliyken annesinin üzerine yatırılarak 9 ay boyunca doyduğu kalp seslerini yeniden dinlemesi sağlanır. Hemen sonra ilk maması verilir. Annesinden emdiği bu ilk süt aslında “Co-lostrum” adında, bol bağışıklık cismi içeren bir sıvıdır. Olağan bir doğumdan sonra annenin sütü yaklaşık üç gün içinde gelmeye başlar.
Doğumdan soma, annenin iyileşme dönemi başlar.

Bu döneme lohusalık adı verilir. Lohusalık döneminin de kendisine özgü kimi zorlukları vardır. Bunlardan birisi de, annenin ruhsal bir çökkünlük dönemine girip, bebeğe yeterince sevgi ilgi göstermeyişidir. Çok az rastlanmakla birlikte, kimi annelerde ortaya çıkan bu durumu geçiştirmek için, anneye yatıştırıcı ilaçlar verilir, kendisiyle dert-leşilerek bu dönemi atlatmasına yardımcı olunur.Doğum ertesinin önemli sorunlarından biri de doğum sonrası kanamalarıdır. Doğumdan sonraki iki hafta içinde bu tür kanamalarla karşılaşılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.