Deniz (Denizler) Hakkında Bilgi

28.11.2019
2.101
Deniz (Denizler) Hakkında Bilgi

Yerkabuğu çukurlarını dolduran tuzlu su kitlesinin tümüne verilen ad. Dünya başlangıçta lavlardan ve kızgın gazlardan oluşuyordu. Günümüzden yaklaşık olarak 5 milyar yıl önce bu ateş kitlesi yavaş yavaş soğumaya ve biçimlenmeye başladı.

Dünyanın etrafını saran buhar ve gaz kitlesi, soğumayla birlikte yoğunlaşarak, yerçekimi nedeniyle yağmur biçiminde yeryüzüne yağmaya başladı. Uzun süren bu buharlaşma, yoğunlaşma ve yağmur döngüsü, sonunda ırmakları, denizleri ve okyanusları oluşturdu. Dünyanın üzerindeki büyük bölümü sularla kaplı olan ilk kabuk (litosfer) yaklaşık 1 milyar yıl sonra bütünüyle sertleşti.

Litosferde de, denizlerde de henüz hiçbir canlı yoktu. Ancak aradan geçen bir milyar yıllık bir süreden sonra, sularda kimi kimyasal elementler belirmeye başladı. Bunlar Dünyadaki canlı yaşamın temelini oluşturacak olan ilk belirtilerdi. Zamanla
kimi elementlerin canlı hücreyi oluşturacak biçimde bir araya gelmesiyle denizlerde ilkel anlamda canlılar ortaya çıktı. Canlıların denizlerden karalara geçişi de milyonlarca yıl süren uzun bir evrim döneminden sonra gerçekleşti.

Su gezegeni: Son birkaç yıl içinde tamamlanan bilimsel araştırmalar, insan kanının kimyasal yapısının deniz suyunun kimyasal yapısıyla büyük benzerlik gösterdiğini ortaya koymuştur.

Bu buluş, insanı da içeren canlı yaşamının, denizlerde başladığını belirleyen bilimsel bulguların yeni bir kanıtı sayılmaktadır. Dünyanın bütün toplumları yaşamın sudan kaynaklandığına inanırlar, örneğin, Babillilerin inançlarına göre önceleri yalnızca bir deniz dünyası vardı ve tatlı suların tanrısı Apsu ile tuzlu suların tanrıçası Tiarhat arasında paylaşılmıştı.

Bir Hint söylencesine göreyse Dünya yaşam için gerekli olan herşeyi içeren engin bir denizdi. Daha sonra tanrı Vişnu’nun yardımıyla hareketlenen deniz, yaklaşık bin yıl boyunca kuvvetli dalgalarıyla, taşıdığı tüm zenginlikleri karalara bağışlamıştı. Vişnu’nun bağışladıkları arasında tüm canlıların anası ve besleyicisi olduğuna inanılan kutsal inek, Ay, fil ve ölümsüzlük çanağı da vardı. Mısırlılar ise Dünyanın ışık, yaşam ve akılla birlikte büyük bir su birikintisinden çıktığına inanırlardı. Kimi, Mısır hiyerogliflerinde su tanrısı tüküren bir yılan olarak gösterilir.

Okyanus da “tükürük” olarak belirtilir. Bir Aztek inancına göre, yaklaşan .ölüm korkusuyla ağlayan tanrı Ksalotl’m gözyaşları denizin oluşumuna yol açmıştır. Daha sonra suların pırıltısından gözü kamaşan Güneş yavaş yavaş yer değiştirmeye başlamış böylece de Dünyayı harekete geçirmiştir.

Malezyalılar, başlangıçta denizin derinliklerinde yatmakta olan büyük bir yılanın bulunduğunu, bu yılanın günün birinde hareketlenmesiyle denizden ilk olarak Mahatala adlı tek boynuzlu bir kuşun çıktığını, ancak Mahatala’nm yer yüzünde tek başına kaldığını, bu nedenle de sudaki öbür canlı yaratıkları da dışarı çıkardığını anlatırlar.

Bundan 500 yıl öncesine kadar insanlar, Okyanus adı verileri bir ırmakla çevrili düz bir toprak parçasının üzerinde yaşadıklarına inanıyorlardı. Bugün denizlerin yeryüzünün 3/4’ünü kapladığı bilinmektedir. Deniz ya da genel anlamıyla su vazgeçilmez bir öğedir, insan vücudunun % 70’inin su olması bunun en açık kanıtıdır.

Dünya bir su gezegenidir. Güneş sisteminde Dünyanın bir benzeri yoktur. Büyük bir olasılıkla Ay da, soğuma döneminde Dünyada da olduğu gibi büyük gaz ve buhar kümeleriyle çevrelenmişti. Ne ki Ayın yüzeyinde oluşan bu bulutları tutabilecek çekim gücü yoktu. Bu nedenle de atmosferi ve denizleri oluşamamıştır.

Oysa Dünyanın kendine özgü sıcaklığı ve basıncıyla belirli bir yüksekliğe gelen buhar havada birikip yoğunlaşarak yağmur, kar ya da dolu biçiminde yeniden yeryüzüne düşer. Bu nedenle Dünya üzerinde bulunan su oranı.

Dünyanın oluşumundan bu yana değişmeden hep aynı kalmıştır. Tatlı su, tuzlu su: Yeryüzündeki suların ancak yüzde üçü tatlıdır. Geri kalan kısmı tuzlu denizlerde toplanmıştır. Deniz suyunun başlıca bileşenleri hidrojen, oksijen, sodyum klorür ve magnezyum klorürdür. Ayrıca hemen hemen bilinen bütün maddeler, az bir oranda bile olsa deniz suyunda bulunur. Almanya’nın 1925 yılında savaş borçlarını ödeyebilmek için denizden altın çıkarma çabasına girişmesi de bundandır.

Damıtılmış sularla buz, kar ve yağmur suları, buharlaşma ve yoğunlaşmayla oluştukları için tuz içermezler. Buna karşılık yeryüzündeki bütün sular farklı oranlarda da olsa çözülmüş elementler taşırlar. Bunun nedeni sürekli hareket içinde olan suların binlerce yıl boyunca bütün minerallerle karşılaşıp, sürtünme ve aşındırma yoluyla eriyebilen parçaları sürükleyip bileşimlerine katmalarıdır.

Sürekli bir değişim içinde olan ırmak ve akarsularla beslenen göl sularının tuz oranı çok düşüktür. Oysa buharlaşan ve yoğunlaşan deniz suları, buhar-laşamayan bol miktardaki mineral ve tuzu içermeye devam ederler. Deniz suyunun litresinde ortalama 35 gram tuz bulunur.

Hazar Denizi ve Lut Gölü gibi küçük ve kapalı denizlerdeyse tuz oranı inanılmaz derecede yüksektir. Lut Gölü’nde bir litreye 250-280 gram tuz düşen yerler vardır. Bunun başlıca nedenleri, tatlı sularını boşaltan böylece tuzluluk oranının düşmesini sağlayan nehir ağızlarından yoksun olmaları ve genellikle, buharlaşmanın çok olduğu sıcak bölgelerde bulunmalarıdır.

Deniz dibi düz değildir: Deniz dibi çeşitli tepecikler, oyuklar ve dağ zincirleriyle biçimlenmiştir. Deniz dibinin yüzey şekillerinin boyutları yeryüzün-dekilere oranla çok büyüktür, örneğin, Atlas Okyanusu’nun orta kısımlarının derinliklerinde bulunan sıra dağlar 20.000 kilometre uzunluğunda bjr zincir oluştururlar. En önemli kanyonun genişliğiyse 200 kilometreyi aşar. Yeryüzünün hiçbir bölgesinde eşine rastlanmayan bu deniz dibi kayalarının hepsi yanardağ lavlarının katılaşma-sıyla oluşmuştur.

Deniz dibindeki yanardağlardan fışkıran sıcak lavlar, soğuk deniz sularıyla karşılaşınca aniden donup katılaşırlar. Atlas Okyanusu’nun orta kısımlarındaki sıralarda ve Büyük Okyamıs’un en derin yerlerinde bugün bile volkanik patlamalar görülmektedir. Akıntılar: Deniz suları sürekli hareket ederler. Yeryüzünü kaplayan bu büyük su kitlesinin önemli üç hareket biçimi vardır. Bunlar akıntılar, dalgalar ve gelgit olaylarıdır.

Bütün okyanus sularını ilgilendiren akıntıların oluşması üç temel nedene dayanır. Bunlar rüzgar; Dünyanın dönüşü; suyun yüzeyini ısıtarak derin kısımların soğuk sularıyla yüzey suları arasında yoğunluk farkına neden olan Güneş ısısıdır. Ekvator bölgesine yakın olan denizler, kutup denizlerinden daha sıcaktır. Ekvator yakınlarında su, sıcaklığın etkisiyle genişlediği için buralardaki deniz yüzeyi öbür enlemlere oranla birkaç santimetre daha yüksektir.

Bu nedenle, ekvatorun üstsuları kutuplara dcğr-j kıy-1 eğilimi gösterirler. Bdr.ı kirştik daha soğuk ve ağı: c-lîn tupiardaki su, aşağı çekerek ten ekvatora doğru akar Sıcak ve soğuk suların yer oef-.j-tirmesi ya da bir başka deyişle denizlerdeki akıntıların oluşması, Dünyanın dönüşünden ve atmosfer olaylarının neden olduğu rüzgarlardan da önemli ölçüde etkilenir.

Dalgalar: Dalgalar, rüzgarın deniz sularını harekete geçirmesiyle oluşurlar. Bir yıllık bir süre içinde, taşıdıkları kumlar ve çakıllarla birlerce kilometre uzunluğundaki kıyı şeritlerini sınırsız bir devinimle yenideı. biçimlendirirler. Rüzgar etkisinin yanısıra, deniz dibinde görülen yer sarsıntıları ve volkanik patlamalar da dalgaların oluşmasında birer etkendir.

Gelgit olayı: Rüzgarlar okyanus sularının yalnızca yüzeyde olanlarını sürüklerken, gelgit olayı yeryüzünü çevreleyen bütün su kitlesini harekete geçirir. Gelgit olayı Ay ve Güneş’in çekim güçlerinin yerküredeki etkilerinin sonucudur. Güneşin gelgit olayları üzerindeki etkisi, uzaklığı nedeniyle Aymkinin yarısı kadardır. Ancak yine de bulunduğu konuma göre Ay’ın etkisini azaltıp çoğaltabilir.

Ay ve Güneş Dünyaya göre aynı yönde ve aynı doğrultu üzerinde bulundukları zaman oluşan güç, ikisinin çekim gücünün toplamı olduğundan, gelgit olaylarının şiddeti artar. Gelgit olayı günde iki kez gerçekleşir. Çekim gücü nedeniyle görülen yükseklikler arasındaki fark, günden güne ve bölgeden bölgeye değişiklik gösterir, örneğin, Akdenizde gelgit, hareketleri sırasında görülen düzey farkı 60 santimetre kadardır. Bretanya’nm Brest Körfezi’nde bu fark 17 metreyi bulur.

özellikle okyanus kıyılarında deniz suyu, ortalama 6 saatte bir yükselerek o gün için en yüksek düzeye ulaştıktan ser.ra kısa bir süre duraklar e ger. çekilmeye başlar. Böylece t- >aa: süre ile aynı yönde hareke: eder. Gelgit olayları D_r>ar:-. dönüşünün ve rüzgarın etkisinin yar.ısıra, dalgaların oluşmasına yolaçan üçüncü bir etkendir.

Yaşama uygunluk: Denizin canlılar için birçok bakımdan karalardan daha elverişli koşulları vardır. Su havadan yoğun olduğu için, içinde bulunanları daha iyi tutar. Su içindeki yerçekimi suyun kaldırma gücüyle dengelendiği için iskeletsiz deniz canlılarının yanısıra balina gibi büyük hayvanlar da yaşamlarını sürdürebilirler. Oysa yeryüzünde yaşayan iri canlıların çoğu değişim dönemlerinde ortadan kalkmıştır.

Güçlü olanın zayıf olanı ortadan kaldırmasını öngören kural en yalın biçimiyle deniz yaşamında görülür. Su yüzeyine ulaşan Güneş enerjisi, tekhücreli su yosunları tarafından tutulur. Bunlar genellikle gözle görülmeyecek kadar küçük olmalarına karşın, deniz bitkilerinin % 99’unu oluştururlar. Suyun hareketine bağlı olarak yer değiştiren bütün canlılara “plankton” adı verilir. Sözcük, Yunancada “hareket eden” anlamına gelir.

Deniz kirlenmesi: özgürlüğü simgeliyen deniz, insanlığın ortak malıdır. Doğal olarak denize kıyısı olan her ulusun yararlandığı özel alanlar vardır ve bu alanları kullanmakta özgürdür. Ancak bu özgürlük nasıl kullanılmaktadır?

Deniz son yüz yıldır yararlı ya da yararsız bütün çöp ve artıkları alabilcek büyük bir ambar olarak değerlendirilmiştir. Bugün Akdeniz 120 bin ton petrol 60 bin ton deterjan, 100 ton cıva, 380 ton kurşun 2400 ton krom ve 21 bin ton çinko artığıyla bir zehir deposu durumundadır. Buna bağlı olarak da bir çok canlı türü yok olup gitmiştir.

Yaşam için vazgeçilmez bir kaynak olan denizleri kurtarmak için uluslararası koruyucu bir yasanın çıkarılması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Balık bakımından zengin ülke sayısı çok azdır.

Bir yıl içinde Dünyada ortalama 70 milyon ton balık avlanır. Ancak bunun % 40’ından fazlası hayvan yemi ya da gübre olarak kullanılmak üzere un yapılır. Bu yol, balığın içerdiği proteini elde etmek için çok uzun ve pahalı bir yöntemdir, insanlar büyük balıkların yavaş yavaş azalması nedeniyle, daha küçük balıkları avl.amaya yönelmişlerdir. Böylece küçük balıkların geleceği de tehlikeye girmiştir.

YORUMLAR

  1. ebru aytemur dedi ki:

    bu site sayesinde hep ödev yapabiliyorum

  2. laddy gaga dedi ki:

    sizleri çok seviyor ben babay

    1. misafir dedi ki:

      bi kere sen laddy gaga olamaz sın o yaban cı biri

      1. misafir dedi ki:

        ancak onun adını kullanarak yazılar atıyosun