Ay Tutulması Nedir

AY, Dünyanın uydusudur. Dünyanın tek doğal uydusu olan ay bir gök cismidir. Kitlesi yaklaşık olarak Dünyanın kitlesinin yüzde biri kadardır. Hemen hemen küre biçimindedir. Ekvator çapı 1378 kilometredir. Ayın yörüngesi hafif elips şeklindedir ve Dünyanın yörüngesine oranla biraz daha eğiktir. Ayın, yörüngesinde dönüşü sırasında Dünyaya olan uzaklığı 363.263 ile 405.547 kilometre arasında değişir.

Aym yörüngesi, Dünyanın kendi çevresinde ve Güneşin çevresindeki dönüşüyle aynı doğrultudadır. Bu yörüngeyi 27 gün, 8 saatte tamamlar. Bu süreye “yıldız ayı” adı verilir. Bu nedenle Ay, gökyüzünde, diğer yıldızlardan daha yavaş hareket eder gibi görünür ve bir günlük sürede, yıldızlara ve Güneşe oranla, yaklaşık 50 dakikalık bir gecikme gösterir.

Sözü edilen bu gecikme nedeniyle, Güneş ışınlarıyla aydınlatılan Ay yuvan her gece değişik boyutla görünür. Böylece dört ayrı Ay evresi belirlenir: Yeniay, ilkdördün, dolunay, sondör-dün. Bu evreler bir haftadan biraz daha fazla sürelerle birbirini izlerler. Yeniay evresinde Ay, Güneşin doğrultusunda bulunduğu ve Güneş de Aym dolunanaya karşıt yüzünü aydınlattığı için görülemez, ilkdördün ve sondör-dün evresinde Ay, DünyaGüneş doğrultusunu dik keser.

Bu yüzden aydınlanmış yüzün yalnız yarısı görünür, dolunay evresin-deyse Ay, yörüngesi üzerinde, Güneşe karşıt yöndedir. Bu evrede çok parlak ve aydınlık bir yuvar görünümündedir. Aym bütün evrelerinin çevrimi yaklaşık 29 gün sürer. “Kavuşum ayı” adı verilen bu dönem yıldız ayından daha uzundur, çünkü Dünya-Güneş doğrultusu, Dünya yörüngesi boyunca ilerledikçe değişir.

Böylece Ay, yeniden aynı aydınlanma koşullarında görünmeden önce tam bir yörüngeden biraz daha fazlasını aşmak zorundadır. Dünya ile Ay arasında oldukça yoğun bir çekim vardır. Bu çekim, Ayın yörüngesini belirler ve gelgit olaylarına neden olur. Ay, büyük ölçüde olmasa bile, Güneşten ve diğer gezegenlerden de etkilenir. Bunlar, Aym eğimi ve yörüngesinin doğrultusu düzeyinde bozulmalara neden olurlar.

Kimi kez Ay ve Dünya Güneşe oranla “sıralanmış” denecek derecede aynı doğrultuda bulunurlar ve gölgelerini birbirlerinin üstüne düşürürler. Bu olaya “tutulma” adı verilir. Dünyanın Güneş ışınlarını engelleyecek düzende sıralanmasına Ay tutulması, Ay nedeniyle Güneş ışınlarının engellenmesi olayına ise Güneş tutulması denir. Bu gölgeleme olayları hemen hemen dönemseldir ve 18 yıl süren çevrimlere sahiptir. Asurlular ve B abuliler tarafından “Saros” olarak adlandırılan bu sürede 41 güneş tutulması ve 29 ay tutulması olayı meydana gelir.

Ay, kendi çevresindeki dönüşünü tam bir yörünge çizdiği süreye eşit bir sürede tamamlar. Bu nedenle de Dünyadan her zaman aynı yarıküresi görünür. Yine de, dönme ekseni eğik, yörüngesi de elips biçiminde olduğu için Ay yavaş yavaş salınıyormuş gibi görünür. “Dalgalanma” adı verilen bu hareket zaman zaman diğer yarıkürenin de yaklaşık yüzde onu kadar küçük bir bölümünü görme olanağı sağlar. Denizler ve dağlar: Ay yüzeyinin özlelikleri bir dürbün ya da bir teleskop yardımıyla kolaylıkla incelenebilir, llkdördün ve son-dördün evrelerinde Ay yüzeyindeki şekiller daha belirgindir.

Bunun nedeni Güneş ışınlarının Ay’ı yandan aydınlatması, böylece de kabartı ve çıkıntıları be-lirginleştiren gölgeler oluşturmasıdır. Bu aşamada “deniz” adı verilen, 300 ve 1.000 km. arasında değişen genişlikte koyu alanlar, “dağ” adı verilen görünür biçimde engebeli, daha açık renkte bölgeler seçilir. Tabii bu adlandırmalar gerçek anlamlarıyla anlaşılmamalıdır. Çünkü uydunun yüzeyinin tümüyle kurak olduğu ve hiçbir yaşam biçimi barındırmadığı artık kesin o-larak bilinmektedir. 1950 yıllarından başlayarak birbiri ardısıra gönderilen uzay araçları yoluyla Ay yüzeyinin özellikleri günümüzde ayrıntılı biçimde saptanmıştır. Böylelikle denizlerin lav dolu bir toz tabakası ve yüksekliği birkaç metreyi geçmeyen kayalarla örtülü geniş’ çökme alanları olduğu anlaşılmıştır.

Bu tür alanlar, Ayın karanlık yüzünde yok denecek kadar azdır. Daha açık renkte olduğu için “deniz görünümünde” anlamına gelen talaksaid adını alan bu küçük alanlardan yalnız dört tane vardır. “Dağ” denilen engebeli yüzeyler ise birkaç santimetre kalınlığında tozla örtülüdür.

Bunlar dağ alanlarında çok daha yoğundur. Kraterler, Ay yüzeyinin en özgün görüntüsünü meydana getiren oluşumlardır. Çapları birkaç santimetre olabildiği gibi, yüzlerce kilometreyi de bulabilir, içeri doğru çökme olayları sonucu, bir kilometreyi aşabilen derinlikler ortaya çıkar. Bunlar, yüksekliği 6.000 metreye varabilen halkalarla çevrilidir.

Ayın yaşı: Kraterlerin oluşumu, eskiden yanardağların etkinliğine bağlanırdı. Günümüzdeyse öncelikle göktaşlarının ve gökcisimlerinin düşüşü krater oluşumuna neden olarak gösterilmektedir. Bu gökcisimlerinin, Ay yüzeyine çarptıkları anda buharlaşarak dev patlamalara yolaç-tıkları varsayılmaktadır.

Bu olayların büyük bir bölümünün ise dört milyar yıl önce meydana geldiği sanılmaktadır. Çok eski dönemlerde Ay erimiş bir kütle durumundaydı. Üzeriyse çok ince bir kaya tabakasıyla örtülüydü. Günümüzde Ayın, en azından büyük bölümü katılaşmış biçimdedir. Ay yapısının ne denli yoğun olduğu bir “Apollo” yolculuğu sonunda kanıtlanmıştır.

Dünyadan farklı olarak. Ayın kimyasal iç yapısı, yüzeydeki yapıya benzer. Bu yapı da, büyük bir olasılıkla, merkezde bulunan katı bir çekirdekte oynaklık kazanır. Çünkü çekirdeğin çevresinde, erimiş maddelerden oluşan bir tabaka bulunur.

Bu tabaka üzerindeyse kalınlığı en az 60 km.’yi bulan bir yüzey kabuğu yer alar.

Ayın kendisine ait belli bir manyetik alanı yoktur. Kimi bölgelerde alman ve Dünyanın-kinden on bin kez daha zayıf manyetik alanların varlığı ise, Ay yüzeyinin altında gizli metalik meteor parçalarına bağlanır. Ay yüzeyinde atmosfer bile yoktur. Bu nedenle meteorolojik olaylar meydana gelmez.

Böylelikle Ay yüzeyinin şekli değişmeden kalır. Dünyanın uydusu olarak Ay: Ay kraterleri çok ağır gelişen bir evrim sonucunda aşınmaya uğrarlar, (bir milyon yılda bir santimetre kadar). Aşınma, gökcisimlerinin yoğun düşüşünden ve gece ile gündüz arasındaki çok büyük sıcaklık farkının neden olduğu parçalanmalardan kaynaklanır, öyle ki, gündüzden geceye geçişte kayaların sıcaklığı ansızın artı 130 dereceden eksi 170 dereceye düşer.

Ayın oluşumu konusu öteden beri bilim adamlarının büyük ilgisini çekmiştir. Bu konuda değişik görüşler arasındaki tartışmalar günümüzde de sürmektedir. En çok yandaş toplayan varsayım, Güneş Sisteminin oluşumu sırasında, Dünya ve Ayın birbirlerine yakın yörüngeler üzerinde bağımsız birer gezegen olarak ortaya çıktıklarıdır. Yaklaşık beş milyar yıl öncesine dayanan o dönemlerde, Güneşin çevresinde çok sayıda küçük gökcismi dönüyordu. Bunlar zamanla gezegenlerin çekimine kapıldılar.

Merih gibi kimi gezegenlerin ve Ayın dağlık bölümünde görülen kraterlerin çoğunluğu işte bu cisimlerin yüzeylere hızla düşüşünden kaynaklanır. Dünya üzerinde ise bu eski izler, meteorolojik olayların neden olduğu aşınmanın etkisiyle silinmiştir. Daha sonra, yaklaşık üç buçuk milyar yıl önce, Ayın, Dünyanın yakınından geçerken Dünya tarafından çekildiği varr sayılır. Ay, böylece, bugünkü yörüngesine oturuşu sırasında, Dünya çevresinde o sıralarda dönmekte olan birçok gökcis-miyle parçalanarak Ay yüzeyinde çok büyük çukurlar açarlar.

sonraları bu çukurlar son derece büyük lav akıntılarıyla dolarak “deniz” adı verilen alanları oluşturur.
Zamanla, yerçekiminin etkisiyle Ayın yörüngesi daha yuvarlak bir şekil alır. Bundan başka dönme hızı yavaşlayarak yörünge hızıyla eş zamanlı duruma gelir. Bu olay süresinde Dünya da kendi evrimini gerçekleştirir. Geçmişin izleri geniş deniz alanlarının dibinde ve ormanların yeşil örtüsü altında saklanır. Bu izlerin benzerlerini Ay yüzeyinde izleyebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.