Rize Taşlıdere (Askoroz Deresi) Savaşı

  • 21 Aralık 2011
  • 1.953 kez görüntülendi.

Çayeli istilasından sonra birliklerimiz dağılmış bir durumda idi. Bir kısım kuvvetlerimiz güneyde Ayana Dağı eteklerinde ve Kırklartepe (Kandeva) Köyü mevkiilerindeydi. Bir kısım kuvvetlerimizde Binbaşı Ziya Bey’in kuvvetine daha önce Çamlı-hemşin dağlarına doğru çekilmişlerdi.

Binbaşı Ziya Bey’in kuvvetleri çemberini içinden kurtulmayı başarıp, kestirme yollardan batıya doğru yol almıştı. Bu istikamet Çamlıhemşin Çat, Varoşkale, Çiçekli Yayla, Tatos Dağı yolu, ile Başköy (Cimile) inip Baltacı Deresi boyunca oluşturulan Türk savunma mevzilerine ulaşmıştı.

Binbaşı Ziya Bey’in taburunda bulunan yaralılar dan altısı Varoşkale Köyü v Kale Mahallesi sırtlarında şehit düşmüş ve burada gömülmüşlerdir. Kuvvetlerimizin topları ve makineli tüfekleri yoktu. Çoğu tekli tabir edilen tüfeklerle donatılmış gönüllülerdi. Rize sabit jandarma taburu ile Samsun’dan gönderilen Samsun jandarma taburuda İslampaşa Mahallesinden geçip Taş-lıdere mevkilerine henüz ulaşmıştı.

1Bu sırada Rus kuvvetlerinin içerisinde olan Rumlar ve Ermeniler çok gizli bir şekilde birliklerimizin yerlerini kayıklarla gidip işaretle Rus gemilerine bildiriyorlardı.

Çamlıhemşin dağlarına çekilen Binbaşı Ziya Bey’in kuvvetleri de Taşlıdere mevzilerine gelememişti. Geçen zaman içinde de Rize’ye gelmeleri mümkün değildi. Ancak Kaptanpaşa’ya kadar gelebildiler. Mevcut durum itibariyle Taşlıdere’nin savunulması çok zayıftı.

Rusların Çakallı mevkilerinde kazdıkları istihkamlarda sayısızca şehit verdik. Rize’ye birkaç km. daha yaklaşan düşman kuvvetlerinin, Taşlıdere köprüsünü geçmesini engellemek için kuvvetlerimiz hakim tepelere yerleştiler. Taşlıdere’de düşmana karşı koyacak olan milis kuvvetleriyle, sahil Jandarma Muhafız Taburumuzun 600 askeri bulunuyordu. Ruslar Rize’nin doğusuna bir çıkartma daha yaptılar. Takviye askerlerimizin Rize’ye ulaşmasını engellemeye çalışıyorlardı.

Çünkü sahillerde Rus donanmasına ait gemiler bulunmaktaydı.2 Tek çıkış yolu olarak güneyden iç kesimlere doğru çekilen birliklerimiz Ayana Dağı eteklerine Kırklartepe (Kandeva) Köyü’ne geçmişlerdi. Ruslar ise birliklerimizi takip etmeye başladılar. Aynı gece Ruslar’da Kırklartepe Köyü’ne ulaştılar. Bunun üzerine birliklerimizde Kalkandere’ye (Karadere) bağlı köylerden indiler.

Rizeli Binbaşı Kahraman Kalkavan Bey’in yönetiminde birliklerimiz şafakla beraber Rus topçu ve bataryalarının yoğun ateşi altında tam dört saat direndiler. Kuvvetlerimizin direnci kırılmıştır diyerek köprüyü geçmek için yürüyüşe geçen Ruslar Mehmetçiğin “Allah, Allah” nidalarıyla karşılaşarak büyük bir zayiat verdiler ve geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Ruslar denizden sürekli destekde alıyorlardı.

Taşlıdere mevkilerinde oluk gibi kan akıyordu. Bu çatışmalar Rusların taarruzu ve geri çekilmeleri şeklinde gece de devam etti. Düşman topçusu daha da şiddetli bir şekilde Taşlıdere yamaçlarını bir hallaç pamuğu gibi sallıyordu. Sahilden ve denizden Türk siperlerini dövmeye başlamıştı. Burada direnen birliklerimizin yarıdan fazlası şehit olmuştu. Ruslara takviye geldiği halde bir türlü Taşlıdere Köprüsü’nü geçemiyorlardı. Kuvvetlerimizin sayısı 300 kişiye indiği halde hala bir adım bile geri çekilmemişlerdi.

Bu savaşın 6.gecesinde karanlık içinde bir asker Türk siperlerine gider. Dur sesinden sonra parola sorulur. Asker, “Komutam görmek istiyorum” der. Sonra atından iner. Kendisine parola soran askerle karşı karşıya geldiğinde ona “Bir emir getirdim, komtanmız nerede?” diye sorduktan sonra “Hemen cevap almam lazım.” der.

Siperlenmiş asker “Biraz ilerde sağdaki siperlerde kendisini görürsün.” der. Asker Taşlıdere siperlerinin sağında bulunan Binbaşı Kahraman Kalkavan Bey’e ulaşarak koynundan çıkardığı bir zarfı uzatır. Kahraman Bey hemen zarfı açar. Bu gece saatinde gelen emir çok önemli olmalıydı. Cep fenerini çıkarıp emri sessizce okur. Gecenin ayazma rağmen Binbaşı Kalkavan Bey’in alnında ter damlaları görülür.

Kahraman Bey sağ eli ile alnındaki terleri silerken “Olmaz bunu yapamam” diye bağırır. Daha sonra gelen askere dönerek “Düşman karşısında geri çekilmem, düşman ne kadar güçlü olursa olsun, gökten ölüm yağsa bile geri çekilmem, anladın mı! Git Albayına bunu söyle. Beni bu Kahramanların komutanlığından azletsin.

Yoksa benden bu emrin tatbikini istemesin.” der. Gelen asker Binbaşı Kahraman Bey’e “Komutanım Albayımızın bir de şifahi emri var” der. Binbaşı Kahraman Bey “Nedir?” diye sorar. Asker, “Eğer emre itaat etmiyorsa, şunu tekrarlamamı söyledi: Hattı müdafa yoktur, sathı müdafaa vardır. Vatanın her karış toprağı düşman kanıyla sulanmadıkça, düşmandan kaçacak tek bir Türk yoktur. Fakat parça, parça olan kuvvetlerimizi bir araya toplamamız için geri çekilmeliyiz. Bu çekilmeleri mümkün olduğu kadar zayiatsız başarmamız lazımdır.’’ der.

Binbaşı Kahraman Bey biraz derinden düşünerek gelen askere; “Albay emin olsunlar ki, emrileri aynen yerine getirilecektir. Haydi evladım yolun açık olsun.” der. Binbaşı Kahraman Kalkavan Bey daha sonra cebinden defterini çıkarıp bir şeyler yazar.

Biraz sonra da Ömer Çavuş!, Ömer Çavuş diye seslenir. Binbaşı Kahraman Bey yazdığı bu mektubunda geri çekilme emri aldığını, bu emri zayiatsız yerine getirebilmek için siperlerin siviller tarafından hiç olmazsa iki saat müdafaa edilmesinin gerektiğini, gönüllülerin derhal temin edilip gönderilmesini Mataracı’dan yardım olarak istiyordu.

Ertesi günün akşamı Binbaşı Kahraman Bey’de Mehmetçiklerinin arasında yer alıp, akşam kararırken Ömer Çavuş’a gelen sivillerin toplamının ne kadar olduğunu sorunca, Ömer Çavuş, gelen gönüllülerin sayısının 250’ye yakın olduğunu, aralarında 20 fazla yaşlının da bulunduğunu söyler. Binbaşı Kahraman Bey derin bir nefes alarak: “Çok güzel, o halde şimdi git taburun geri çekilmesini söyle, ben gelinceye kadar kumandayı sen alacaksın. Ben siviller arasında gereken şeyleri yapacağım, sivillerin arasında bir saat kadar kalıp, sonra size yetirişim” dedi.

Ömer Çavuş ise: “Binbaşım siviller çok az, düşman hem kuvvetli, hemde topçusu ve cephanesi bol, biz çekilmeden köprüyü geçerlerse (Taşlıdere Köprüsü) çok güç duruma düşeriz. İsterseniz bir takım askerde sivillerin yanında kalsınlar”der. Binbaşı Kahraman Bey: “Merak etme Çavuş, 250 Türk bir tümen Rus’u nasıl olsa yerinde çiviler. Haydi evladım, işinin başına git.” der.

Binbaşı Kahraman Bey Çiftekavak Köyü’nden Mehmet’i köylülerin komutanı olarak görevlendirir. İcap edenleri anlatır ve atına binip oradan uzaklaşır. Gün doğarken askerler tamamen geri çekilmiş ve düşmanın ateşi bütün şiddeti ile başlamıştı. Aradan bir saat geçmemişti ki, bu ölüm yağmuru denizden de iki torpido tarafından desteklenmeye başladı. Etraf bir cehennem ateşi içindeydi.

Rus kuvveteri takviye alarak bu ölüm kasırgasını öğlene kadar devam ettirdi. Dereyi yalnız bu köprüden geçmek mecburiyetinde olan Rusların o günkü şartlarına karşı Kahraman Bey’in askerleri hala bir adım bile geri çekilmiyorlardı.

Karanlıklar arasında düşman topçusunun ateşi bir ara durdu. Çiftekavak’ta Mehmet Bey etrafındaki gönüllülere Kahraman Bey’in yatsı ezanı okunduktan sonra siperleri terk edip herkesin köyüne gitmesi gerektiğini söylediğini bildirdi. Gönüllülerin hep bir ağızdan: “Bunu yapacak tek bir alçak içimizden çıkmayacaktır”

Gönüllülerin içinden biri “Anam beni bugün için doğurdu, nasıl olurda düşmanın önünden çekilirim?” diye cevap verdi. Bir başkası “On altı senedir biitiin nimetlerinden faydalandığını bu cennete canımı vermekten mi çekineceğim. Bu canım vatana feda olsun. Ölünceye kadar dövüşeceğim” der.

Bir diğeri ise şunu diyordu: “Dün akşam evden ayrılırken anam yirmi senedir Allah’a dua ediyor, oğluma şehit olmayı nasip eyle diye. Çok şükür, Allah dileğimi kabul ediyor. Git vatanın için babanın, dedenin şeref bildiği vazifeyi sen de yap diyordu. Eşim Ayşe ise Ahmet, korkmadan dövüşüp şehit olursan bil ki her namazımda ruhuna Fatiha okurum. Bu şekilde sana da söylenseydi her halde bize köyünüze dönün demezdin” dedi.

Gönüllülerin arasında başka birisi ise daha ileriye doğru giderek Çiftekavak Köylü Mehmet’e seslendi: “Sen istersen köyüne dön, biz dövüşeceğiz. Şuraya bakınız, bu tüysüz olarak gördüğün delikanlı erkek değildir, kızdır.

Batum savaşında ölen babasının intikamını alacak erkek kardeşi olmadığı için bu işi yapmanın bir namus borcu olduğunu anlıyor da sen yiğitlerin dillere destanı olan Mehmet bize nasıl evimize dönmemizi söyleyebiliyorsun? Kölen olayım o sözleri söylemediğini söyle de biz de işitmemiş olalım.”

Çiftekavak Köylü Mehmet Bey’in gözlerinden iki damla yaş düştü. Ellerini havaya kaldırıp “Allah’ım bu kahramanların burada ölmesini neden bana nasip eyledin. Ben ne günah işledim” diyerek ağlıyordu. Gönüllülerin arasında yetmişlik bir ihtiyar “Oğul, şimdi bırak bunları, düşünme zamanı değildir. Biliyorum sen hiç kimsenin kanının akmasını istemiyorsun. Fakat babalarımızın kanı akmasaydı, biz bu topraklara sahip olamazdık. Haydi mademki komutanımızsın yarın gün açınca düşman tekrar köprüyü geçmek isteyecek, o zaman ne yapacaklarımızı düşünelim” der.

Çiftekavak Mehmet Bey; ‘‘Ağam sen de mi beni anlamıyorsun? Her köyden bir yiğitle beraber burada kalır, köprüyü müdafaa ederiz. Diğer arkadaşlar köylerine dönerler. Köylerinde düşmana karşı kuvvetlerini toplarlar. Ben bunun için gitmelerini istiyorum.” diye ona cevap verir. Yetmişlik ihtiyar dede ise: “Olmaz, oğul olmaz, hepsinin senin kadar vatansever onlar da vatan uğruna şehit olmak isterler.” diye ona karşı çıktı.

Mehmet Bey, ihtiyara yalvarır bir bakışla şöyle dedi: “Baba, sen onları ikna edebilirsin, bir can borcum vardır, işte onu feda etmenin zamanı geldi. Hiç kimseye bu borcunu verme demeye hakkımız yoktur, dövüşmek istiyorlar, dövüşeceğiz, tabii” köylüler “Ya istiklâl, ya ölüm” der ve hemen siperlere doğru giderler.4 Israrlar karşısında Çiftekavak Köylü Mehmet Bey bu yiğitleri ikna etmenin mümkün olmayacağını anlayınca susar. Mehmet Bey, Dereköy-lü Murat’ı, Kıbledağlı Ömer’i yanına alarak, gecenin karanlığından istifade ederek,yüzüp dereyi geçerler.

Daha sonra düşman tarafından bombaların her tarafı aydınlığa boğduğu görülür. Bu üç kahramanımız burada şehit düşerler.Bu arkadaşlarının geri dönmeyeceğini kanaat getirince, köylüler kendi araların-

dan Uzunköylü Haşan’ı komutan seçerler, gün aydınlanıncaya kadar yapacakları işleri hep birlikte kararlaştırırlar. Hiç birisi o gece uyumuyor, sabahın olmasını bekliyorlardı. Öyle bir bekleyiş ki, ölümü istikbal eden bu gençler vatan için şehit olacaklarından hepsi neşeliydiler.

Uzaktan duyulan horoz sesleri sabahın yaklaştığım bildiriyordu. Taşlıdere fedailerinin gözleri ilerde, tetik elde bekliyorlardı. Güneşin doğuşuyla düşmanın top ateşi başladı.

Tam üç saat süren bir ölüm kasırgasından sonra yine köprüyü geçemeyen Ruslar o gün gece karanlığına kadar top ateşini sürdürdüler. Bir taraftan denizden şarapnel savuran savaş gemileri, diğer taraftan silaha sarılan ihtiyarlar. Bozulan cephede çarpışa, çarpışa köylerine kadar gelen yöre halkı ve onlara yemek taşıyan kadın ve çocuklar bile bu hunharca saldırıda yaralanmışlardı.

Taşlıdere mevkisi çarpışmalarının en şiddetlisi sahilde devam ediyordu. Bütün ormanlar yanmış, dere adeta kana boyanmıştı. Kahramanlarımızın çoğu ise burada şehit olmuşlardı, kimisi ağır yaralanmış, civar köylerden gelen kadınlar yaralıları alıp evlerine götürüyorlardı. Yöre kadınları ellerinden gelen, vazifelerini eksiksiz yerine getiriyorlardı.

Taşlıdere’deki bu kanlı savaşta sadece üç kişi kalabilmiştir. Savaşın sekizinci günü düşman bütün kuvveti ile saldırıya geçip sonunda köprüyü geçerek yolu açmıştır. Daha sonra sağ kalan bu üç kişiden ikisi şehit olmuştur. Uzun Köylü Hasan’da yaralanmıştı. Düşmana teslim olmayı gururlarına yediremeyen, bu kahramanlarımız bellerinden çıkardıkları

Piştoflarını alınlarına dayayarak; “Allah’ım beni affet. Şu kafir Rus’un kurşunu ile ölmek istemiyoruz.” deyip, silahlarını ateşlediler ve birkaç saniye sonra al kanlar içinde yere uzandılar.

Düşman kuvvetlerinin komutanı Naçalık Taşlı-dere’deki bu mübarek şehitlerimizin cesetleri önünde askerce bir selam verip şu sözleri söylemekten kendini alamamıştı. “Bravo, asker böyle olmalı” demesi bu kahramanların verdikleri mücadelenin büyüklüğünü anlatıyordu. Binbaşı Kahraman Bey, Taşlıdere’de Anafartalar yaratmıştı. Bir avuç Rizeli Taş-lıdere sırtlarında yurtlarını savunurken şehit oldular. Portakallık Mahallesinde şehit olan askerlerimiz aynı yerde gömüldüler.

Kaynak: Rize’nin Kurutluşu – Cemal Topaloğlu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ