Rize Merkezde Mahalleler Kurulması ve Rize Üzerine Tarihi Bazı Tespitler
1904 senesinde hazırlanan Trabzon Vilayet Salnamesini kaleme alan devlet memuru Rizenin ormanlarını ve akarsularını anlatırken şu cümleyi kullanıyor: “Ormanın ezeli (öncesi olmayan, evvelden beri var olan) dilsizliğine karşı derenin öyle iniltileri vardır ki, insana bütün bütün hüzün verir.”
Rize’nin tarihini, coğrafyasını, edebiyatını, sosyal, ekonomik bilimsel ve kültürel hayatını anlatmak lazım. Yöremizin ormanlarını, akarsularını, yaylalarını, dağlarını, tepelerini, sarp yamaçlarını, engebeli arazisini, Tulumunu, horonunu, atma türküsünü, ninnilerini, ağıtlarını... Yemeklerini, olmayan yemek çeşitlerini, lahanalarını, böğülcelerini, mısırlarını, fasulyelerini... Sadrazamlar, Başbakanlar, Bakanlar, komutanlar, müderrisler, huzurhocaları, alimler ve bilim adamları çıkartacak kadar kabiliyetli, açlıktan ölse bile devlete asla muhtaç olmak istemeyecek kadar tok/yoksul/gururlu ve müstağni insanlarını.... Balıkçılarını, balıkçı teknelerini... Gurbetini, geçim için, maişet için, rızık için, dar topraklardan engin ufuklara kaçmak için gurbet hayatına gidenleri... Rusya’ya, Batum’a, Romanya’ya, İstanbul’a... Buralarda memleket hasretiyle yürekleri yanıp kavrulanları... Sırt sırta dayanan sıradağlarını, dağlarında yeşeren baharını, tepelerini örten yumuşacık karını, o insanı üşütmeyen, dondurmayan kışını... Dudaklarını ıslatan, başındaki, sırtındaki tozunu alan yağmuruna, kendine çeki düzen verirken, saçlarını tararken, üstünü değiştirirken kimse görmesin diye etrafını örten sisini.. Öfkesini anlatan bulutunu, gürleyen göğünü, gülümseyen sabahını, yorgunluğunu dinleyen akşamını, bütün gamını-kederini, ayıbını-kusurunu, hatasını-günahını, sıkıntısını-zahmetini... örten karanlık ve uzun gecesini... Atmacasını, bıldırcısını, Kuspa’sını... Cennet misal memleketinde cennettekiler gibi nasıl yaşanacağını... Karnına sıcak tuğla koyup ağrısını dindiren sabırlı hastasını... Torunlarını ömürde bir kaç kez gören köylerin bekçisi ihtiyar "karı-koca"larını... Anlatacak birileri lazım... Eskiler anlatmışlar birazcık. Şimdilik onları okuyalım Osmanlı İmparatorluğu her vilayetin Salname adı verilen Yıllık/Almanak çıkarmasını istemiştir. Bu yıllıklar çok önemli bilgileri içlerinde barındırmaktadırlar. Rize sancağının bağlı bulunduğu Trabzon vilayetinin de pek çok yıllıkları vardır. Bu yıllıklardan 1322 (1904) tarihli olan Trabzon Vilayeti Salnamesinde Karadeniz ve özellikle Rize kasabası ile ilgili bilgiler verilmektedir. Bu bilgilerden bazılarını konumuzu daha iyi sunabilmek için önceden paylaşmak istiyorum. Karadeniz, özellikle Rize ve buranın insanları hakkında malumat sahibi olmadan gerek idari ve gereksi siyasi olarak her hangi bir şey yapmak eksik olur. Ayrıca buralarına dair serd edilen malumat bilinmelidir ki, ister coğrafi olsun, ister tarihi olsun, ister sosyolojik olsun, sadece buraya mahsustur. Başka yerlere uyarlanamayacağı gibi başka yerlerin adetleri ve halleri de buralara uymaz, uydurulamaz. Rize hakkında gerek tarihi veya gerekse güncel olsun, yapılan her bir hizmeti veya alınan herhangi bir önlemi anlamak için bazı hususların önceden bilinmesi lazımdır. Bu türden bazı malumat vermek istiyorum. Bu malumatı da yine eskilerin kaleme aldığı eserlerden aktaracağım. İlk önce Vilayet salnamesindeki bilgileri paylaşacağız daha sonra da yöremizle ilgili bir mahalli düzenleme üzerinde duracağız. Vereceğimiz giriş bilgileri sayesinde Osmanlı zamanındaki Rize'de mülki yapılanma örneğini oluşturan köy/mahalle statüsüne geçme tercihini ve uygulamasını anlamaya çalışacağız. Bir asır öncesinden yazılanlara bakalım. 1904 yılında kaleme alınan Trabzon salnamesinde şunlar yazıyor: Doğuda Rusya sınırından itibaren sıradağlar batıya doğru uzadıkça yükseklikleri gittikçe azalır. Bunların etekleri ve kolları sahile kadar indiğinden vilayetin arazisi hemen umumiyet üzere dağlık ve engebelidir. Rusya'dan başlayarak Kastamonu'ya kadar aralıklarla devam eden bu dağ silsileleri tabii bir su taksim hattı oluşturmuşlardır. Bunlardan inen bütün dere ve çaylar paralel akıp Karadeniz'e dökülürler. Kulak Dağı'nın doğu tarafındaki havzadan Trabzon ve Lazistan sancaklarından akan çayların en mühimleri Karadere, Of Deresi, Büyük Dere (Çayeli) ve Fırtına Deresi'dir. Vilayetin bir çok yerleri ormanlarla örtülüdür. Bir kısmı da ekilebilir arazidir. Bu arazinin yarısına yakın miktarı da mera ve ziraata asla müsait olmayan dağ sırtlarından, taşlıklardan ibarettir. Rize kasabası Trabzon'a otuz beş mil mesafede bir iskeledir. Bu kasabanın sahile kadar uzayan ufak tepeler üzerinde ve dereler içinde olan binalarının limon, portakal bahçelerenin aralarından görünüşü pek güzeldir. Bunlar ve yabani ağaçlardan dolayı kasabanın içi ve dışı devamlı surette zümrüt gibi yeşil bir halde olmakla manzarasının letafetine diyecek yok ise de yine bu sebepten dolayı rutubeti her yerden ziyadedir. Arazinin mahsulatının büyük bir çoğunluğu mısır ile fasulye ve böğülcedir. Buralarda gemicilik, kayıkçılık sanayiinin pek ileri gitmiş olduğunu söylemeye lüzum yoktur. Bundan sonra livanın merkezine bağlı Mapavri nahiyesi gelir ki Trabzon'a kırk mil mesafede olup manganez ve çinko ve sair madenleri çokçadır. Bazıları işletilmekte ve Salarha köyünde bir kömür madeni bulunmakta ise de bundan istifade olunmuyor. Merkez kazası dahilinde bir çok ormanlar da mevcuttur. Eski Trabzon ve Kemer tabir edilen sahillerde petrol gazı damar ve menbaları olup açıktan denize akıp gitmekte ve o taraflarda avlanan balıkların etlerini adeta kokutmaktadır. Rize'nin gayet ince keten ipliğinden imal olunan kumaşları her tarafta meşhurdur. Yine merkez kazaya bağlı ve Erzurum'un İspir kazasına komşu Kura-yı Seba (İkizdere) nahiyesinde bir kaplıca ve beş yerde maden suları olduğu gibi dağlarında da çeşitli madenleri vardır. Eski zamanlarda bazıları işletilmekte imiş. Mapavri'den hemen sonra Atina kazasının merkezi olan ve yine bu adla anılan iskele Rize'nin tamamıyla doğusuna tesadüf edip Trabzon'a kırk mil mesafededir. Bu kasaba haneleri seyrek ve muhtasar bir mahal olup güya eski zamanlarda Trabzonlular tarafından yapılmış deniliyorsa da eski eserlerden hiç bir şey muhafaza olunamamış olduğundan kuruluş tarihi layıkıyla anlaşılamıyor. Ahalisi adi ziraattan başka kayıkçılık ve balıkçılık gibi sanayi ile hayatlarını kazanırlar. Başlıca yetişen ürünler mısır, arpa, fasulye, portakal, limon, elma, armut gibi meyvelerden ibarettir. Büyük ve küçük baş hayvanları ile hayvan ürünleri pek sınırlıdır. Bağlı nahiyelerden Hemşin nahiyesi dağların arasında kalmış madenlerin çokluğu ve suları ile meşhur olup kaplıcalarının pek şifalı olduğu mütevatirdir. Burasını takiben Viçe ve Arhavi nahiyeleri ve bunlardan sonra da bu nahiyelerin bağlı bulunduğu Hopa kazası gelir ki, hem Trabzon vilayetinin ve hem de bu tarafta olan Osmanlı topraklarının sınırı olup Rusya Devleti ile huduttur. Buralarının ahalisi tamamen İslam ve arazisi gayet taşlı ve toprak ürünleri mısır, fasulye ve bazı meyveden ibaret olarak büyük ve küçük baş hayvanları azdır. Bu nahiyelerin çoğunlukla dağ ve dereleri çeşitli madenleri havi ise de pek azı işletilmektedir. Osmanlı sınırını Sultan Selim Tepeleri diye bilinen sıradağlarla sınırlayıp bir kaç geçit mahalleri Osmanlı askerleri ile korunmaktadır. Bu kaza ve nahiyeler ve Atina kazasına mensup bazı köyler Lazların yaşadıkları yerler olup fakat sancağa umumiyet itibariyle Lazistan denilmektedir. Rize'nin sahili Karadeniz boyunca uzayıp gittiğinden burada yaşayan insanların da denizle ve deniz hayatıyla pek çok münasebetleri olduğu malumdur. Bundan dolayıdır ki, Karadeniz'in müthiş fırtınalarından, konkunç dalgalarından eski vakitlerde ve bilhassa gemiciliğe ait hikâyelerde son derece ehemmiyetle bahsedilirdi. Az çok okumuş olanlar, kış mevsiminde donanmanın İstanbul'a geri dönmesinden dolayı pek çok deniz kuşatmasının neticesiz kaldığını ve Mart Dokuzu çıkıncaya kadar donanmanın tekrar Boğazdan Karadeniz'e çıkıp savaşa yeniden başlandığını pek iyi bilirler. Bugün yine eski alışkanlığın tesiri altında yaşayan pek çok kaptan, bütün kış boyunca Karadeniz'e yelken açmamaya özen gösterirler. Trabzon vilayeti ve dolayısıyla Lazistan sancağı Anadolu'nun İsviçresi hükmündedir. Bu vilayette de yaz kış üzerinden kar eksik olmayan yüksek dağlar, saatlerce uzanıp giden çam ormanları, yüksek uçurumlar, sarp ve dik kayalıklar, verimli vadi ve tepeler, yaz mevsiminde sahil halkının göçtükleri yaylalar biribiri ardınca uzayıp gider. İnsan tarafa bakarsa baksın hep bu manzarayı görebilir ve bu yerlerde yaşayan insanların ne kadar çevik adamlar olabileceğini anlar. Halkın manevi ve ahlakî vasıfları memnuniyet verici bir derecede iyi ise de beden ve uzuv bakımından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. İklimi ve havası ile bunlar ters orantılıdır. İnsan buralarda bünyesi sağlam, adeta dev cüsseli adamlara tesadüf etmek ister. Bazı kimseler bunun sebebini havanın fevkalade rutubetine bağlarlarsa da irsî alışkanlıkların, her türlü kötü kullanımın ve bilhassa eksik beslenmenin de pek büyük tesiri vardır. Trabzon vilayetinin arazisini halkının adetleri ve ahlakına, uzuvlarının teşkilatına göre üç kısma ayırmak mümkündür. Birinci kısım doğuda Rusya sınırından başlayıp bütün Lazistan sancağını ve bir de Trabzon merkezi ile, Akçaabad, Yomra, Maçka ve Tonya'yı kapsar. Osmanlı imparatorluğunun diğer insanları bütün Karadeniz bölgesi halkına bilgi eksikliğinden olacak Laz derler. Çünkü Lazlar konuşmalarıyla, adetleriyle ve diğer özellikleri ile farklıdırlar. Vilayet halkının büyük bir çoğunluğu Türk soyundandır. İkinci kısım olarak da Canik Sancağı, Samsun ve Trabzon'un diğer yarısını sayabiliriz. Üçüncü kısım da Gümüşhane sancağındaki halktır. Bunlar arasında küçük farklar olmasına rağmen bu farklar, dışardan bakanlara göre bu taksimi gerektirecek belirginlikte değildir. Lazlar hakkında biraz bilgi vermek gerekirse: Bu çalışkan ve zeki adamların ufacık tekneleriyle bütün Karadeniz'i birer Martı kuşu gibi geçtiklerini, denizin günlerce devam eden fırtınaları, kalbe dehşet ve korku veren şiddetli rüzgârları, bütün çılgınlıkları arasında kayıklarında müsterihane oturup yunus balığı avladıklarını, kartal kuşlarının bile yuva yapmaktan ürkeceği yerlerde ve yalçın kayaların diplerinde evler yapıp etrafta bulabildikleri yerlerde basit ve ilkel bir tarzla ziraat yaparak geçimlerini sağladıklarını, o dik ve sarp yamaçlardan, derelerden akla hayret verecek bir sürat ve çeviklikle gelip geçtiklerini görüp de hayran olmamak kabil değildir. Memleketlerinin servet kaynakları sınırlı olduğundan Lazların büyük bir kısmı dışarda ve yabancı memleketlerde yaşamaya mecbur oluyorlar. Buraların genel durumuna dair sözler yazıldığı sırada yayla hayatından, nesilden nesile bir irsi alışkanlık halini almış olan bu göçebelikten de bahsetmemek kabil olamaz. Sahil halkını her sene yaylalara çıkmaya mecbur eden bir takım sebep kabul edilse bile büyük bir şehirde oturan insanların yaz gelir gelmez bütün işlerini bırakıp çoluk çocuklarını ve en lüzumlu eşyalarını yanlarına alarak yaylalara göçmelerinde makul bir sebep göremiyoruz. Bir çok adamlar vardır ki, Rusya'da, şurada burada ticaretle meşgul oldukları halde yayla mevsiminde bütün işlerini tatil ederek memleketine gelir ve yaylaya gitmek için acele eden ailesi halkına katılır. Gerçekten de sahilde oturan köylüler yaz gelince buraların sihhate zararlı havasından kurtulmak ve hayvanlarına otlak bulmak maksadıyla yüksek yerlere doğru gitmeye ve sürülerinin sütünden, peynirinden ve yağından istifade etmek için bütün ilkbahar ve yaz mevsimlerini mezra ve yaylalarda geçirmeye mecbur iseler de büyük kasabalar halkının bu hususta gösterdikleri şiddetli arzu, onların da henüz göçebelik halinden vazgeçemediklerine delalet eder ki, pek de hoş görülecek bir şey değildir. Yüksek dağlarla çevrili olan derelerde, çukur yerlerde ise insanın bakışları gibi fikri de yükselmekten kalır, gözler daima aşağıya, pek derinlere baktıkça fikir de şu kara topraklardan, dik kayalıklardan bir mana çıkaramaz. Ormanın ezeli dilsizliğine karşı derenin öyle iniltileri vardır ki, insana bütün bütün hüzün verir. Lazistan sancağının merkezi olan Rize kasabası Trabzon'dan deniz yoluyla dört saat mesafede ve sahilde olup portakal, limon bahçeleriyle ve senenin büyük bir kısmında daima yeşil bir halde kalan ağaçlarıyla bu tarafların en güzel yerlerindendir. Kasaba, düzlük olan sahil boyundan başka yedi tepe üzerinde bina olunmuştur. Mahalleler arazinin darlığından ve zeminin pek ziyade engelebeli olmasından dolayı pek uzaklara kadar uzayıp gider. Rize'nin ilk baharı ve yazı yağmurlu ve rutubetli bir halde geçer. En güzel mevsim olan Sonbaharın ekim ayına kadar uzayıp Kış da Mart sonlarına kadar sürer. Kasabanın konumundan dolayı kış mevsimi pek şiddetli olmadığından limon ve portakal ağaçları soğuktan etkilenmemektedirler. Yaz ve son bahar mevsimlerinde zuhur eden sıtmanın sebeplerini çok yağmur yağmasına ve bazı yerlerde suların birikmesine bağlamak lazım gelir. Buralarda bereket versin salgın hastalık görülmez. Fazla rutubet olmasından dolayı romatizma pek çoktur. Yaz mevsiminde ishal ve dizanteri baş gösterir. Genel hastalıklardan mide rahatsızlıklarıyla, seretan ve solunum yolları enfeksiyonlarını sayabiliriz. Karaciğer ve böbrek hastalıkları nispeten daha az görülür. Çocuklarda en çok tifo, boğmaca öksürüğü ile kızıl ve kızamık gibi rahatsızlıklara rastlanır. Arazi mevcut yaşayanlarını geçindirmeye yeterli olmadığından ve ekser yerler dahi dağlık ve taşlıktan ibaret bulunup ziraate müsait olmadığından halkın hemen ekserisi Rusya ve Romanya'ya ve Osmanlı Devleti'nin diğer bir çok yerlerine gidip rençberlik, fırıncılık, balıkçılık, tütüncülük, biçkicilik ve taşçılık gibi sanayi ile meşgul olurlar. Lazistan halkının adet ve ahlâkından ve bunların ne kadar cesur ve cüretli adamlar olduğundan bir kaç yerde bilmünasebe bahsetmiştik. Her memleketin tabii ahval ve şartlarıyla o yerde yaşayan halkın yapısı, ahlâkî vasıf ve adetleri arasındaki samimî ilişkiler ve bağların en açık bir misali de Karadeniz ile Lazlardır: Karadeniz'in müthiş fırtınalarıyla, korkunç dalgalarıyla Lazların, bu cesur ve sert mizaçlı halkın faaliyetlerinde ,yürüyüş ve söyleyişlerinde, bir çok garip ve hayrete şayan uygunluklar görülür. Lazlar lisanlarıyla, millî adetleriyle Karadeniz'in diğer sakinlerinden pek çok farklıdırlar. Rize ahalisi çuha ve Rumeli şiyağından ve bir çokları da Karadere nahiyesinde yapılan boz ve siyah renkli kumaştan yapılan zıpka ve mintan giyer ve fes yerine başlarında da başlık taşırlar. Ova ahalisinin daima geniş don ve şalvar giydikleri düşünülecek olursa Lazistan gibi engebeli bir yerde yaşamaya ve değil bir köyden diğer bir köye, bir köyde bir evden öteki eve gitmek için bir iki bayır çıkıp bir kaç dere atlamaya mecbur olan bir halkın bütün vücutlarına yapışmış elbise giymelerindeki sebep derhal kendisini gösterir. Bu dar zıpkaların şu çevik ve hareketli halka en uygun bir elbise olduğuna şüphe yoktur. Rize kasabasında bir hükümet dairesiyle bir askerî kışla ve müteaddit redif depoları, 3 kütüphane, 1 lise, 24 ilkokul, 4 medrese ve otuza yakın cami ve mescit ile 2 tekke ve 2 Rum kilisesi vardır. Merkez kasasında 16.223 ev, beşyüze yakın dükkân, misafirhane, 25 fırın, 100 işçi dükkânı, 3 loktanta, 10 kahvehane bulunmaktadır. Yaylacılık Rize'de genel bir durumdur. Kasaba halkı ve civar köylerin ahalisi yaz mevsiminde Kura-yı Seb‘a'da (İkizdere) bulunan yaylalara gidih Ağustos sonlarında yerlerine dönerler. Lazistan sancağı Trabzon vilayetinin maden bakımından en zengin olan yerlerindendir. Bunlardan yalnız Mapavri nahiyesinin Latom köyünde bulunan bir manganez ve çinko madeni işletilmekte ve diğer taraflardaki madenlerin bazıları için hükümete müracaat yapılmış ise de henüz istifade edilememektedir. Salarha (Salaha) köyünde bir kömür madeni vardır. Merkez kazası dahilindeki yirmi beş bin hektar genişliğinde ormanlar var ise de bunlardan gerektiği şekilde istifade edilememektedir. Toprak ürünlerinin başlıcaları masar darısı ve fasulye, böğülce gibi şeyler olup bazı yerlerde biraz arpa ekerler. Ahali genellikle lazot, yani mısır unu ile beslendiklerinden buğday tarımı yoktur. Sebzenin bir hayli çeşitleri yetiştirilmekte ve bahusus limon ve portakaldan yıllık pek çok ihracat yapılmakta ve hayli elma ve armut çıkarılmaktadır. Rize'nin helvacı kabağı da her tarafta meşhurdur. Rize'de yapılan keten bezi memleket için başlıca gelir kaynağı olup her sene bunun muhtelif cinslerinden yapılan ihracat milyonlarla kuruşa varmaktadır. Bundan başka gümüş tel işlemeli elbiselikler, karyola örtüleri, şallar, fotalar ve alacalar yapılır. Hayvan ürünleri minci tabir olunur bir nevi peynirle adi peynir ve tereyağı, yün, yumurta ve bal gibi şeyler olup bunlardan ve fındık, fasulye ile balık yağından her sene külliyetli ihracat yapılmaktadır. Karadere'ye bağlı Anzer köylerinin yeşil balı da meşhurdur. İki sene evvel Lazistan Mutasarrıflığı Vekâleti'nde bulunan Trabzon eşrafından ve Vilayet İdare Meclisi üyelerinden Subaşızade Pertev Paşa hazretleri Rize'de bir hayli icraata gayret etmiş ve bunları gerçekleştirmiştir. Bu zat, memleketin sahilinde bir de muvakithane yaptırmıştı. Rize iskelesi bütün gün bir hayli gemi ve diğer deniz taşıtlarının güzergâhı olduğundan yollardan gelip geçen fakirler ve misafirler için orada bir muvakkithanenin ne kadar faydalı olacağını anlatmaya gerek yoktur herhalde. Pertev Paşa'nın Rize'de daha sonra görülen mutasarrıf vekâletinde de bu bahsedilen muvakkithanenin sair ihtiyaçlarını tamamlayıp halkın müracaat ve istifadesine sunduğu taraflarından bildirilmiştir. Bu muvakkithanenin ne kadar alet, edevat ve personele ihtiyaç duyduğu düşünülürse paşa hazretlerinin hizmetlerinin ne kadar büyük olduğu anlaşılır. Muvakkithanenin inşası hakkında Trabzon Vilayeti Mektupçusu (Özel Kalem Müdürü) Asım Bey Efendi, tarafından yazılıp kapısı başına kazılan tarih dahi aşağıya alınmıştr: Şiar-ı ehl-i din oldukça ta evkat-ı mektûba Mezid olsun fürug-ı pertev-i ikbal-i şahane Tanîn-i saati bildirdi tarih-i güher-rizîn Muvakkithâne-i nev tarh olundu ehl-i imana Rize hakkındaki Osmanlıca belge ve kitaplarda coğrafyasına dair bilgiler verilirken en çok tekrarlanan özellik olarak karşımıza şu çıkıyor: “Rize’de evler dağınıktır. Hangi köyün, hangi ilçenin nerde başladığı ve nerde bittiğini kestirmek zordur. Tarıma müsait arazi kıt olmakla beraber ıssız arazi yoktur.” Arazinin durumu dağınık nüfus yerleşimini doğurmaktadır. Nüfusun belli bir yerde yoğunlaşmayıp etrafa dağılması belediye hizmeti dediğimiz mahalli hizmetlerin buralara ulaşmalarını zorlaştırmaktadır. Yol, aydınlatma, eğitim, ibadet, sağlık vb. hizmetler vatandaşın ayağına götürülememektedir. Bu hizmetleri almak için insanlarımız her zaman zahmet çekmişlerdir. İdareciler sık sık bazı köyleri mahalle, bazı mahalleleri köy yapmak gibi tedbirlere başvurmuşlardır. Hatta Osmanlı döneminde bilhassa 1900’lü yılların başında pek çok köy daha iyi hizmet alabilmesi için sık sık bir o ilçeye bir bu ilçeye bağlanıp durmuştur. Gerekçe hep aynıdır: “Adları yukarıda belirtilen köyleri filanca ilçeye daha yakın olduklarından bu ilçeye bağlanmalarına...” Bu işlem vatandaşa gerekli kolaylğı getirmediği durumlarda vaki olan şikayet ve talepler doğrultusunda yeni önlemler alınır. Köyler ya eski ilçelerine bağlanır, bucak, nahiye şekline sokulur veya belediye teşkilatı kurulacak şekilde bir araya getirilmelerine teşebbüs edilirdi. Coğrafyası itibariyle Karadeniz insanının temel vatandaşlık haklarını ve hizmetlerini almaları zor olduğu gibi, idarenin de bu yönde hizmet götürmesi ancak pek çok zorlukla mümkün olmuştur. Rize merkezinde 33 tane mahalle bulunuyordu. Bu mahalleler tipik Karadeniz yerleşim birimleri gibi oldukça dağınık bir yapı arz ediyordu. Osmanlı Rizesinde 33 mahalleye hizmet götürmek ve bunların asayişini, emniyetini temin etmek, ekonomik, sosyal, kültürel, sağlık ve eğitim hayatlarını kolaylaştırmak genellikle imkansız olabiliyordu. Rize’nin Batısından denize dökülen Reşadiye ve Medrese dereleri boyunca uzanan alanda yeralan Emineddin ve Kale mahalleleri, bunlara göre daha doğudan denize dökülen Çarşı deresinin Batısı boyunca dizilen Piri Çelebi, Paşayan (Çarşı) ve Vonit (Atmeydanı) mahalleleri ve Çarşı deresi ile bu derenin Doğusundan denize kavuşan Dalyan deresi arasındaki alana yayılan Babik (Tophane) ve Yeniköy mahalleleri gerek nüfusları itibariyle ve gerekse evlerinin birbirlerine yakın ve bir arada bulunmasının sonucu olarak ortaya çıkan yerleşim şekilleri yüzünden mahalle olarak düzenlenmişlerdir. Daha doğrusu mahalle olarak bırakılmışlardır. Diğer yerleşim birimleri ise bu özellikleri taşımadığı için köy haline dönüştürülmüştür. Rize merkeze bağlı sair yerleşim birimlerinin oldukça dağınık bulunmaları, evlerin birbirlerinden uzak olmaları, gerekli belediye hizmetlerinin götürülmesinde sıkıntılar doğurmaktadır. Asker alma işlemlerinde, vergi tahsilinde ve tapu işlemlerinde herhangi bir aksaklığa mahal bırakmamak şartıyla zikredilen 7 mahalle dışında kalan yerlerin köy statüsüne getirilmelerine karar verilmiştir. Bu düzenlemeden önce merkeze bağlı mahalle sayısı daha da fazlaydı. Mahallelerin sayıları 33 adetti. Düzenlemenin yapılması için Rize İdare Meclisi bir karar alıp durumu Trabzon vilayetine aktarır. Trabzon valiliği de Dahiliye Nezareti’nde müsaade ister. Mahalli bir düzenleme olduğundan konku Şura-yı Devlet’e havale edilir. Şura-yı Devlet (Danıştay) Mülkiye Dairesi’nde konu enine boyuna ele alınır ve 33 mahallenin 7 tanesinin merkeze bağlı mahalle ve diğerlerinin ise köy statüsünde olmalarına karar verilir. Rize kasabasının Roşi (Reşadiye) deresi ile Dalyan adlı yer arasında bulunan bölge aşağıdaki gibi yedi mahalle halinde düzenlenmiştir. Toplamı 1.924.773 m2 olan bu mahallelerin adları ve metrekare cinsinden büyüklükleri şöyledir: Eminedden Mahallesi : 177.167 m2 Kale Mahallesi: 454.617 m2 Piri Çelebi Mahallesi : 228.875,50 m2 Paşayan (Çarşı) Mahallesi : 121.859 m2 Vonit (Atmeydanı) Mahallesi : 467.288 m2 Yeniköy Mahallesi : 256.555 Babik (Tophane) Mahallesi : 218.412 m2 Toplam : 1.924.773,50 m2 Emineddin ve Atmeydanı mahallelerinde az bir miktar da olsa Hristiyan nüfus bulunduğundan dolayı Rumlara yönelik olarak bu mahallelerde ayrı bir yer belirlenmiş ve mahalle sayısı bundan dolayı 9 olarak zikredilmiştir. Belgelerde bahsedilen dokuz sayısı bundan dolayıdır. Daha sonraları bu mahalleler birleştirilmiş ve tek adla anılmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nda bir hane bile olsa genelde farklı milletlerden, yani dinlerden olan insanlar bir arada yaşamamaya özen gösterirlerdi. Bu bir zorunluluk olmamakla birlikte daha çok karşı taraftan etkilenmemek, kız alışverişinde bulunmamak, çocuklarının din değiştirmelerini engellemek gibi endişelerden ileri gelen toplumsal bir reflekstir. 1322 tarihli Salnamede verilen nüfus bilgileri de bu doğrultudadır. 1904 tarihinde Rize merkezin, yani bugünki şekliyle İyidere, Derepazarı, Potamya toplam nüfus 64.800 kişidir. Bu nüfusun 1024 tanesi ise Hristiyan olarak kalan ve bu kültürden ötürü de Rum diye nitelendirilen vatandaşlardır. Emineddin ve Vonit mahallelerinde bulunan bu insanların toplamı olan sayı az olmasına rağmen müslim nüfusla aynı yerde ki evlerde oturmamaktadırlar. Bunların bulundukları yere Emineddin Rum mahallesi ile Vonit Rum mahallesi denmektedir. Yeri gelmişken bu tarihlerde Rize'nin diğer nufus bilgilerini de verelim. Merkezin haricinde Salnamelerde ve diğer kayıtlarda gayrimüslim nüfusa tesadüf edilmemektedir. 1904 senesinde sadece Hemşin'de 20 tane Ermeni milletinden insan vardır. Karadere (Kalkandere): 7330 Kuraiseba (İkizdere) : 10170 Mapavri (Çayeli) : 12200 Atina (Pazar) : 24630 Hemşin : 13412 (20 si Ermeni) Viçe (Fındıklı): 9750
 Rize Merkez Emineddin Mahallesi civarındaki yerlerin mahalle şeklinde düzenlendiği Osmanlıca Harita Şura-yı Devlet (Danıştay) Kararı (Günümüz Türkçesiyle) Şura-yı Devlet (Danıştay) Mülkiye Dairesi Adet 367 Lazistan sancağının merkezi olan Rize kasabasını meydana getiren otuz üç mahalleden Emineddin İslam ve Rum, Vonit İslam ve Rum, Kale, Piri Çelebi, Paşayan, Yeniköy ve Babik mahallelerinin eskisi gibi mahalle olarak kasabanın parçası sayılarak diğer mahallelerin köy haline dönüştürülmesine dair Lazistan İdare Meclisi tarafından düzenlenen ve Trabzon Vilayeti İdare Meclisinden eklenen mazbata ile haritanın takdimini içeren Dahiliye Nezareti’nin (İçişleri Bakanlığı) Şura-yı Devlet’e (Danıştay) havale buyurulan 19.08.1901 tarihli yazısıyla bunun ekleri Mülkiye dairesinde okundu ve Seraskerlik (Başkomutanlık) makamıyla muhaberat olundu. Seraskerlikten muhtelif tarihlerde cevâben gelen yazılarda, adı geçen mahallelerin her birine bir köy adı verilmesinin kolluk kuvvetleri açısından eksiklik doğuracağı bildirilmiş ve ayrıca asker alma işlemlerinin önceden olduğu gibi mevcut kanuna göre bir istisnâiyet meydana getirmiş olacağından uygun olmadığı bildirilmiştir. Aynı yazıda ilaveten, “ancak mülkiye yönünden bu mahallelerin köylere dönüştürülmesi gerçekten pek çok faydalı ve iyi sonuçlar doğuracaksa yapılacak düzenlemenin uygulanmasından önce askerlik çağına girmiş oldukları için silah altına alınmış nizamiye askerleriyle evlerinde kalmış ikinci tertip ve askerlik işlemi görmüş olan ikinci kısım asker adaylarının durumunda bu yüzden gelebilecek olacak belirsizliğe, askerlerin redif sınıfına nakil edecekleri zamana kadar itibar edilmek üzere durumun gereğinin yerine getirilmesi lüzumu” belirtilmiştir. Bu görüşler hakkındaki düşüncesi, Trabzon vilayetiden sorulmuş ve cevâben alınan 17.02.1903 tarihli yazıda Seraskerliğin görüşü uygun bulunmakla beraber Rize kasabasını meydana getiren otuz üç mahalleden isimleri sayılan dokuz (yedi olacak) mahalleden başkalarının yekdiğerinden uzak ve hânelerinin dağınık olduğu ve umumu da devlet arazisinden sayılıp öşür gelirleri bunun üzerinden tahsil edile geldiğinden bunların mülke dönüştürülmesi hâlinde aşar vergisinde azalma ve daha sonra şunun bunun eline gecerek hal ve mevkiin müsaade etmeyeceği bir şekilde kullanımda değişim meydana gelmesi gibi durumlara ve işlerin yürütülmesi konularındaki muhtemel zorluklara yer kalmamak üzere kasabanın dokuz (yedi) mahalle ile sınırlı tutularak diğerlerinin köylere dönüştürülmesi mülkiye açısından her bakımdan faydalı sonuçlar doğuracağı beyan edilmiştir. Yazışmalara göre, bahse konu düzenlemenin uygulanmasından önce askerlik çağına girmiş oldukları için silah altına alınmış nizamiye askerleriyle evlerinde kalmış ikinci tertip ve askerlik işlemi görmüş olan ikinci kısım asker adaylarının durumunda bu yüzden gelebilecek olacak belirsizliğe, askerlerin redif sınıfına nakil edecekleri zamana kadar itibar edilmek üzere durumun gereğinin yerine getirilmesi şartıyla zikr olunan dokuz mahalle önceden oyduğu gibi kasabanın teferruatı sayılmak üzere diğerlerinin köy haline dönüştürülmesi hususuna müsaade olunmakla padişahımız ferman buyurduğu halde gereğinin yerine getirilmesi, Trabzon Vilâyeti’ne tebliğinin Dahiliye Nezareti’ne havâlesi ve Seraskerlik ile Maliye ve Defter-i Hakanî (Tapu) Nezaretlerine malumat verilmesi birlikte görüşülmekle, haritası ekli olarak takdim kılındı. Emir ve fermân padişahımızındır. 21.04.1903 Şura-yı Devlet Reisi ve üyelerinin imzaları. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.A.RES, 120/122  Rize merkezinde bazı yerlerin mahalle, bazılarının da köy statüsüne sokulması gerektiğine dair Şura-yı Devlet (Danıştay) kararının bulunduğu Osmanlıca belge Sadrazam Mehmet Ferid Paşa'nın Konuyu Padişaha Arzı (Günümüz Türkçesiyle) Bâb-ı Âlî Daire-i Sadaret Âmedî-i Divan-ı Hümâyûn 603 Devletlü efendim hazretleri Dahiliye Nezareti’nin Şura-yı Devlete (Danıştay) havale olunan yazısı üzerine Mülkiye Dairesi tarafından düzenlenen ve ekli olarak arz ve takdim kılınan mazbatada belirtildiği üzere Lazistan Sancağı’nın merkezi olan Rize kasabasını teşkil eden otuz üç mahalle yekdiğerinden uzak ve haneleri dağınık olduğundan bu mahallelerden isimleri yazılı dokuz mahallenin Trabzon valiliğinin yazısında bildirildiği üzere önceden olduğu gibi kasabanın teferruatı olmak üzere diğer yirmi dört mahallenin de köye haline dönüştürülmesi ve Seraskerliğin bildirdiği gibi işbu dönüştürmenin yapılmasından önce askerlik çağına girmiş oldukları için silah altına alınmış nizamiye askerleriyle evlerinde kalmış ikinci tertip ve askerlik işlemi görmüş olan ikinci kısım asker adaylarının durumunda bu yüzden gelebilecek olacak belirsizliğe, askerlerin redif sınıfına nakil edecekleri zamana kadar itibar edilmek üzere durumun gereğinin yerine getirilmesi lüzumu zımnında gereğinin yapılmasının İçişleri Bakanlığı’na havalesi ve Seraskerlikle Maliye ve Defter-i Hakanî (Tapu) Nezaretlerine malumat verilmesi hakkında her ne şekilde ferman buyurulur ise gereğinin yapılacağı beyanıyla işbu yazı kaleme alındı efendim. 15.05.1903 Sadrazam Mehmed Ferid Paşa Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.A.RES. 120/122  Rize merkezinde kurulan mahallelerin oluru için Sadrazamın padişaha arz yazısı. Muhammet Safi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı Bu bölümün tasarımı Özkan SARI tarafından hazırlanmıştır. Bu Bölüme Kaynak Sağlayan Başbakanlık Arşivi Uzmanı Muhammed SAFi' yeTeşekkür ederiz.. İzinsiz Ve Kaynak Belirtilmeden Kullanılamaz.. |