Şah-ı Nakşibend Kimdir Hayatı Nedir Vikipedi Kısaca

Şah-ı Nakşibend Kimdir Hayatı

Sponsorlu Bağlantılar

Evliyânın büyüklerinden ve Müslümanların gözbebeği olan yüksek âlimlerden. Seyyid olup insanları Hakk’a dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin on beşincisidir. Muhammed Bâbâ Semmâsî ile Emîr Külâl’in talebesidir. İsmi, Muhammed bin Muhammed’dir. Behâeddîn ve Şah-ı Nakşibend gibi lakabları vardır.

 

Allahü teâlânın sevgisini kalplere nakşettiği için, “Nakşibend” denilmiştir. 1318 (H.718) senesinde Buhârâ’ya beş kilometre kadar uzakta bulunan Kasr-ı Ârifân’da doğdu. 1389 (H.791)da Kasr-ı Ârifân’da Rebî’ul-evvel ayının üçünde Pazartesi günü vefât etti. Kabri oradadır. Kendisinden senelerce önce yaşayan velî zâtlar onun geleceğini müjdelemişlerdir. Bu velîlerden Muhammed bin Hakim Tirmizî (v. 932) ve Ahmed Yesevî (v. 1194) hazretleri; “Buhârâ’da bir velî yetişecek, âlem onun hidâyet ve evliyâlık nurlarıyla aydınlanacak.” buyurmuşlardır.

Zamânının büyük velîlerinden Muhammed Bâbâ Semmâsî de, henüz o doğmadan Kasr-ı Ârifân’a gelmişti. Bu gelişinde, burada bir büyük zâtın kokusu geliyor. Bu beldede büyük bir velî yetişecek diyerek işâret etmiş, emsâlsiz bir zâtın buradan zuhur edip ortaya çıkacağını talebelerine ve sevenlerine müjdelemişti. Daha sonra babası Seyyid Muhammed Buhârî şöyle anlattı: “Oğlum Behâeddîn’in doğmasından üç gün sonra, Hâce Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretleri, bütün talebeleriyle Kasr-ı Ârifân’a gelince; yeni doğan oğlum Behâeddîn’i alıp huzûruna götüreyim ve himmet, mânevî yardım isteyeyim, böylece feyze kavuşur dedim. Bu niyetle Behâeddîn’i kucağıma alıp, Hâce Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerinin huzûruna götürdüm. Hâce MuhammedBâbâ Semmâsî Behâeddîn’i elimden alıp, bağrına bastı ve; “Bu yavru, benim oğlumdur. Ben bunu, mânevî evlâtlığa kabul ettim.” buyurdu.

Sonra yüzünü talebelerine çevirip, aralarında en meşhuru olan Seyyid Emîr Külâl’e şöyle dedi: “Size, bu yerde bir büyük zâtın kokusu geliyor derdim. Şimdi bu tarafa gelirken de, buraya yaklaştığımızda size önce duyduğum koku iyice arttı demiştim. Hakîkat şudur ki, size bahsettiğim mübârek zât doğmuştur. İşte o mübârek koku, bu melek yavrunun kokusudur. Bu yavru, büyük bir zât olsa gerektir.” buyurdu.” Böylece henüz daha üç günlük çocukken, zamânının en büyük evliyâ ve mürşid-i kâmili olan Hâce Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerinin müjdesine, himmetine ve feyzine kavuştu.

Behâeddîn Buhârî hazretlerinin ilk hocası, daha doğar doğmaz kendisini mânevî evlatlığa kabul eden ve hakkında çok müjdeler veren Hâce Muhammed Bâbâ Semmâsî’dir. Önce ondan istifâde etti. Sonra bu hocası, onun yetiştirilmesini en meşhur talebesi Seyyid Emîr Külâl’e havâle etti. Yedi sene Seyyid Emîr Külâl’in sohbetine sonra da onun izniyle Mevlânâ Ârif Dikgerânî’nin sohbetine devam etti. Yedi sene de onun yanında kaldı. Bundan sonra Kusam Şeyh ve Halîl Atâ’nın ders ve sohbetlerinde bulundu. Bir müddet Halîl Atâ’nın yanında kaldı. Ayrıca Mevlânâ Behâeddîn Kışlâkî’den hadis ilmini öğrendi. Sonra, Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinin rûhâniyetinden feyz aldı. Üveysî olarak yetiştirildi.

Böylece tasavvufta ve diğer ilimlerde çok iyi yetişti. Şah-ı Nakşibend hazretleri şöyle anlatmıştır: “Bir gece rüyâmda, Türk âlimlerinden Hakîm Atâ, beni yetiştirmesi için talebelerinden birine havâle etti. Sâliha bir ninem vardı, rüyâmı ona anlattım. “Oğlum, senin Türk âlimlerinden nasîbin vardır.” dedi. Bunun üzerine rüyâda gördüğüm o dervişin simâsını hatırımda tuttum ve karşılaşacağım günü bekledim. Bir gün Buhârâ pazarında, Hakîm Atâ’nın rüyâmda beni yetiştirmesi için kendisine havâle ettiği zâtla karşılaştım. İsmi Halîl Atâ idi. Ben onu derhal hatırlayıp, tanıdım. Fakat bir türlü yanına yaklaşıp sohbet edemedim. Bundan dolayı üzgün bir halde eve döndüm. Akşam bir kimse evime gelip, Halîl Atâ seni çağırıyor dedi. Bu habere çok sevindim ve bir miktar hediye bulup, hemen huzûruna gittim. Sohbetiyle şereflendim.

 

Bana çok iltifat etti. Rüyâyı anlatmak isteyince; “Senin hâtırında olanı biz biliyoruz, anlatmana gerek yok.” buyurdu. Bundan sonra uzun zaman sohbetine devam ettim. Çok feyz alıp, istifâde ettim. Bir müddet sonra Mâverâünnehr sultanının vefât etmesi üzerine, oranın halkı, Halîl Atâ’yı sultanlık yapması için Buhârâ’dan Mâverâünnehr’e dâvet ettiler. Dâveti kabul edince ben de birlikte gittim. O tahta oturdu. Ben de hizmetine devam ettim. Kendisinde çok kerâmetler görülüyordu. Bana şefkat ve muhabbet gösterip yetiştirdi. Böylece orada altı sene süren sultanlığı sırasında da hizmetinde bulundum.

Görünüşte diğer hizmetçiler gibi çalışırdım. Hâlimi bildirmezdim. Altı sene sonra bu büyük âlim tahttan indi. Sultanlığı sona erdi. Bundan sonra dünyâ işlerinden tamâmen soğuyarak Zivertun köyüne yerleştim.” Şah-ı Nakşibend hazretleri daha sonra iki defâ hacca gitti. İkincisinde talebelerinden MuhammedPârisâ’yı Nişabur’a gönderdi. Kendisi de Ebû Bekr Tayibâdî’yi ziyâret için Merv’e gitti. Orada bir müddet kalıp, sonra Buhârâ’ya gitti. Ömrünün kalan kısmını orada geçirerek, hocası Seyyid Emîr Külâl’in vasiyeti üzerine irşad, insanlara doğru yolu gösterme faaliyetlerinde bulundu.

Şah-ı Nakşibend ilk zamanlardaki durumlarından şöyle bahsetmektedir: Biz üç kimseydik. Hak yolunda ilerlemeye koyulduk. Ama benim düşüncem bütün mâsivâdan, yâni Allahü teâlâdan başka her şeyden geçip, Hak teâlâ hazretlerine kavuşmaktı. Allahü teâlânın yardımı erişerek, beni bütün mâsivâdan kurtardı ve maksadıma kavuşturdu. Bir kimse kendisine; “Sizin yolunuzun esâsı ne üzerine kurulmuştur?” deyince, Şah-ı Nakşibend; “Zâhirde (görünüşte) halk ile, bâtında Hak ile bulunmak üzere kurulmuştur” deyip şu beyti okudu:

Kalbinden âşinâ ol, dıştan yabancı görün.
Böyle güzel yürüyüş az bulunur cihanda.

yorumlar:

1 Yorum Yapılmış!

    mehmet

    Kas 10, 2012

    sahi nakşibent hz silsileyi sadatin 5 büyük imamından biri olup allah doslarindandir büyük evlıyadir

    Cevapla

yorum yapmak ister misin?