Müsabaka Nedir Vikipedi

Sponsorlu Bağlantılar


MÜSABAKA

Yarış, yarışma anlamında bir
fıkıh terimi. İslam’da müsabaka meşru görülmüştür.
Niyete göre bazen müstahab, bazen mübah olmaktadır. Müsabakanın
çeşitleri vardır:

Koşu yarışları. Sahabiler Hz.
Peygamber’in huzurunda koşu müsabakalarını tertiplerlerdi.
Rivayet edilir ki; Hz. Ali (r.a.) çok hızlı koşan bir
yarışçı idi. Bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) de Hz.
Aişe’nin gönlünü hoşnut etmek ve ashabına örnek olmak
için hanımı Hz. Aişe ile yarışırdı.
Hz. Aişe (r.a.) der ki: Bir gün Peygamber (s.a.s)’le yarıştık.
Onu yendim. Uzun müddet sonra ben şişmanladığım
zaman tekrar yarışmıştık; bu sefer o beni yendi.
İlk yarışmayı kasdederek; "Bu ona
karşılıktır" dedim (Ebu Davud,Cihad: 61; Ahmed b.
Hanbel, Müsned, VI, 264).

Güreş Hz. Peygamber (s.a.s.) kuvvetiyle şöhret
bulan "Rukane" ile defalarca güreşmiş ve onu
yenmiştir. Bunu Ebu Davûd rivayet etmiştir. Bir rivayete göre
Hz. Peygamber onunla güreşirken, Rukane:

- Bir davarına dedi. Hz. Peygamber onu
yıkınca, Rukane:

- Bir davarına tekrar güreşelim, dedi.
Tekrar yıkılınca bir üçüncüsüne girişti. Yine
yıkılınca:

- Ben anama, babama ne diyeyim? Birincisini kurt yedi,
diğeri de kayboldu derim. Ya üçüncüsü ne olacak? dedi. Bunun
üzerine Rasulüllah (s.a.s):

- "Biz yanına seni yenip zarara sokmak için
gelmedik; al koyunlarını"buyurdu. Şüphesiz ki, bu
olay kumarın haram oluşundan önce cereyan etmiş, yahut Hz.
Peygamber, onun teklifini kabul etmemiş ve bunun için de hayvanlarını
almamıştır. İslâm fıkhı ile
uğraşan âlimler işte bu hadiselerden koşu
yarışlarının meşruluğunu çıkarmışlardır.
İster kendi aralarında olsun, ister mahremleri olan
kadınlarla erkekler arasında olsun veya hanımları ile
olsun durum aynıdır. Yine bu hadislerden, müsabakanın, güreşin
ve benzeri yarışların vakar, şeref, ilim, fazilet ve
ihtiyarlık gibi hususiyetlerle zıt olmadığı görüşünü
çıkarmışlardır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz.
Aişe ile yarıştığı zaman elli
yaşından fazla idi.

Atıcılık (ok atma): Bu da meşru müsabakalardan
biridır. Hz. Peygamber (s.a.s.), bazen atıcılık
meydanlarında sahabelerine uğrar, onları teşvik ederek
"Atınız! Ben de sizinle beraberim" buyurdu.

Hz. Peygamber (s.a.s.), bu
atıcılığı sadece yalnız heves ve
eğlence değil, Allah’ın "Onlara gücünüz nisbetinde
kuvvet hazırlayınız" (el-Enfâl, 8/60) âyetinde
belirttiği kuvvetten bir bölüm olarak kabul etmekte ve şöyle
buyurmaktadır: "Dikkat ediniz!.. Kuvvet, atmaktır… Kuvvet,
atmaktır. Kuvvet, atmaktır!.. " (Müslim, İmare, 167;
Ebu Davud, Cihad, 23).

Yine şöyle buyuruyor: "Atıcılık
üzerinde durunuz; çünkü o hayırlı eğlencelerinizdendir"
(Bezzar ve Taberânî’den naklen es-Seyyid Sabık, Fıkhu’s-Sünne,
III, 372).

Fakat atıcılığı öğrenmek
için güvercin ve benzeri hayvanları nişan almayı
yasaklamıştır. Zira cahiliye devrinde bazı araplar böyle
yaparlardı. Daha sonraları da Abdullah b. Ömer (r.a.) böyle
yapan bir cemaat gördüğü zaman kendilerine "Peygamber (s.a.s.)
canlı bir şeyi hedef alanları lanetledi" demiştir
(es-Seyyid Sabık, a.g.e., (Buharî Müslim’den) naklen, III, 372).

Bu işleri yapanları lânetlenmiş
olması, mal kaybına sebep olmaktan başka, hayvana
işkence etmeyi ve onu öldürmeyi hedef edindiklerindendir. Halbuki
insan canlı diğer bir varlığın hesabına
eğlenip oynamamalıdır. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.),
hayvan dövüştürmeyi yasaklamıştır.

Kılıç, mızrak yarışları.
Peygamber (s.a.s.), Habeşlilerin Mescid-i şerifte
oyunlarına ve eşi Hz. Aişe’nin onları seyretmesine müsaade
etmişti. Hattâ o zaman onları teşvik mahiyetinde

"Göreyim sizi ey Erfed oğulları!"buyurmuştu.
Araplarca Habeşlilere Erfed oğulları denirdi.

Hz. Ömer bu eğlenceyi beğenmemiş ve bir
ara onlara mani olmak istemişti de, Hz. Peygamber (s.a.s.)
bırakmamıştı. Müslim ve Buhârî’de, Ebu Hureyre’den
şu rivayet nakledilir: Habeşliler kendilerine has şiş
oyunlarını oynarken Hz. Ömer içeri girdi ve bir işaretle
onları durdurdu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) "Bırak
onları Ya Ömer!…" buyurmuştu (Y. el-Kardavî,
İslam’da Helâl ve Naram, Terc. Mustafa Varlı, 318).

At yarışları. İslam’da at
yarışları da meşrudur. Allah Rasûlü (s.a.s.), şöyle
buyuruyor: "Allah’ın zikri olmayan her şey ya
eğlencedir veya vakti boşa geçirmektir. Ancak şu dört
şey bunlardan değildir: İnsanın
(atıcılık için) iki şey arasında yürümesi,
yani ok atma, nişan alma gibi şeyler yapması,
atını terbiye etmesi, eşi, çoluğu-çocuğu ile
oynaması ve yüzücülüğü öğrenmesidir (Buhârî,
Müslim’den naklen es-Seyyid Sabık, a.g.e., III, 372; Y. el-Kardavî,
a.g.e., 320).

Hz. Ömer (r.a): "Çocuklarınıza yüzmeyi,
atıcılığı öğretiniz ve onlara sıçrayarak
atlara binmeyi emrediniz" demiştir.

İbn-i Ömer (r.a)’den gelen bir rivayete göre Hz.
Peygamber (s.a.s) at yarışı
yaptırmıştır ve galip gelene mükâfat vermiştir
(Y.Kardavî Ahmed b. Hanbel’den naklen a.g.e., 320).

Bütün bunlar Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından
yarışçılara teşvik ve cesaret vermekten ibarettir.
Çünkü bu (dediğimiz gibi) hem eğlencedir, hem spordur, hem
eğitimdir… Hz. Enes (r.a)’e soruldu:

- Hz. Peygamber devrinde at yarışı yapar
mıydınız? Hz. Peygamber (s.a.s) de yarışır
mıydı?..

- Evet, dedi. Vallahi O, Şebha adında bir
atla yarıştı; Herkesi geçti. Kendisi de bu durumdan çok
memnun kalmıştı… (Y.Kardavi, Ahmed b. Hanbel’den Naklen,
a.g.e., 320).

Mükâfatı müsabakacılardan
başkası veya onlardan yalnız birisi verdiği takdirde
at yarışı mübah olur. Fakat her iki yarışmacı
bir miktar öder de galip gelen her iki tarafın ortaya koyduğu
meblağı birden alırsa; bu, yasaklanan kumar olur ve caiz
olmaz. Bu tür kumar müsabakalarında kullanılan atlara, Hz.
Peygamber "Şeytan atı"adını vermiştir
(es-Seyyid Sabık, a.g.e., III, 373; Y. Kardavî, a.g.e., 320).

Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: "At
üçtür: Rahman atı, insan atı, Şeytan atı!.. Rahman
atı, Allah yolunda çalıştırılan attır. Onun
yeminde, salyasında, idrarında ve herşeyinde hasene
vardır. Şeytan atı da, kendisine kumar oynanan veya kumar
gibi kendisi ile yarış yapılan attır. İnsan
atı ise, insanın kendisinden (işinden bineğinden)
faydalandığı attır. Bu, fakirliğe perdedir
".

Müsabakada kazanan kimsenin üçüncü bir
şahıs veya müsâbakayı tertipleyen fakat yarışçılardan
bir şey almayan kuruluştan mükâfat alması caizdir.
Çünkü bunda kumar şekli yok, müsabakaya, spora teşvik
vardır.

Müsabakaya katılanlardan biri, belli bir mal veya
parayı ortaya koyarak; "Eğer beni yenersen, bu mal veya
parayı sana vereceğim. Kaybedersen, senden hiç bir şey
almayacağım" derse ve müsabaka bu anlaşma ile
yapılırsa, câizdir. Çünkü bu durumda tek taraflı bir
şekilde ortaya para veya mal konmuş oluyor ki, bu, kumar
kapsamına girmiyor.

Müsabakaya katılanlardan her biri, belli bir
meblağı ortaya koyar, kazanan kimse bunu alır, kaybedenin
ortaya koymuş olduğu meblağ gitmiş olursa, böyle bir
müsabaka kumar kapsamına girer, dolayısıyla câiz değildir.

Bunun gibi, ilmî veya tarihî bir konuda fikir tartışması
yapılır; bu konuda taraflar bir sonuca varamazlar ve hangi görüşün
doğru olduğunu tesbit etmek için bir ilirıi adamına
veya bir hey’ete başvurmayı kararlaştırırlarsa,
bir de "kimin görüşü doğru çıkarsa, diğeri
ona şu kadar para veya şu malı verecek" diye bir
şartı da ortaya koyarlarsa, bu durum kumara girer ve câiz değildir.
Fakat onlardan biri diğerine, "Benim dediğim çıkarsa,
senden bir şey almayacağım. Senin dediğin çıkarsa,
sana şu malı veya parayı vereceğim" derse; tek
taraflı bir meblağ ortaya konduğu için, kumara girmez.
Üçüncü bir şahıs da, görüşü doğru çıkana
bir mükâfat verirse, yine kumara girmez (Abdullah b. Mahmut el-Mevdûd
el-Mavsılî, el-İhtiyâr, IV,168 vd.).

Ahmed YAŞAR

Nureddin TURGAY




Lütfen Sizde Konu Hakkında Yorum Yazın