Materyalizm Nedir Vikipedi

MATERYALİZM

Allah ve kâinattaki herşeyi madde ile izah etmek

isteyen ve âlemde bir gaye, bir şuur ve bir irade görmeyen, toplum

hayatını ve fertler arasındaki ilişkileri ve

davranışları belirleyen faktörün madde olduğunu

iddia eden düşünce sistemi.

Avrupa’nın hayatında materyalist görüş,

Avrupa Rönesansı kadar eskidir. Hatta onun eski Grek felsefesinde ve

Hristiyanlıktan önceki Roma yaşayışında,

bazı yönleriyle bundan daha derin izleri vardır. Aslında

Avrupa Rönesans hareketi, dine düşmanlık esası üzerine

yükselmiştir. Rönesans, karşı durduğu ve kendisinden

sıyrıldığı Hristiyanî-dinî temeller yerine,

Grek ve Romen temellere dönerek onlardan destek bulmaya çalışmıştı.

Rönesans düşüncesi bir taraftan “hümanist”

(insancıl), diğer taraftan da dünya hayatına yönelik idi.

Bu hümanizmin manası şuydu: Bilginin kaynağı Allah

değil, insan olması gerekir. Hayatın gereklerinin ne

olduğu ile ilgili olarak göz önünde bulundurulması gereken

kaynak ilâhî vahiy değil, insanî düşüncelerdir.

Bu çağın ayırıcı özelliği,

insanın mutlak kişiliğinin farkına varması,

otoriteye ve sahiplerine karşı çıkması, bütün

dünyayı kendisine vatan olarak kabul etmesi gibi hususlarda ileri

noktalara kadar gitmek olmuştur. O bakımdan Yunan ve Roma

edebiyat ve ilimlerini inceleme konusunda uzmanlaşmak durumunda olan

kimseler, kendilerine “hümanistler” adını verirler.

Dinden sıyrılıp materyalizme doğru

yol alan bu gidiş, dini ruhanîlikten dinsiz materyalizme bir anda ve

tek bir sıçrayışla geçmediği gibi; hedefine

doğru yol alırken, birtakım inişler-çıkışlar

yapmaksızın, dosdoğru bir şekilde ilerlemedi. Ancak

her bir sıçrayışında materyalizme daha çok yöneldi.

Bu bakımdan rönesans’ın başından itibaren gerçekleştirilen

ilmî ilerlemeler, Rasyonalist ve Emprsist görüşlerin ortaya

koyduğu şekilde Avrupa düşüncesinin izlediği yolda

gitmesine yardımcı unsur olmuşlardı.

Rasyonalizm ise kâinatın tabiat öte;inden ve

tarihin akışı istikametinden Allah’ın

varlığı düşüncesini ortadan kaldırmayı

hedef alır. Ayrıca Empirizm’in de Rasyonalizmden pek farkı

yoktur. Empirizm’e göre gerçekler, his ile idrak edilebilen âlemde

gizlidir. Duyularla idrak edilen tabiat olaylarının ötesinden

bilgi elde etmeye çalışmak ve bu alanda illet arayıp

bulmaya kalkışmak ise reddedilmesi gereken bir konudur.

Bu gelişmeler zamanla daha ileri boyutlara

ulaştı. Sonunda, tabiatın dine ve akla hakim olduğunu

ileri süren, tabiatı herşeyin kendisinden çıktığı

temel olarak değerlendiren ve insan aklını düşüncelerin

kaynağı kabul eden Pozitivist felsefe ortaya çıktı.

Bu görüşün önde gelen en önemli iki filozofu, Auguste Comte ve

Fuerbach’dır. Bu felsefe belirli bir atmosferde doğdu ve bu

ortamda pek çok ilim ve felsefe adamının ruhunda, özel bir

bilgi türüne sahip olan Kilise’ye karşı çıkmak arzusunu

uyandırdı.

Diyalektik Materyalizm, maddenin kâinatta köklü ve

biricik gerçek olduğu ve kâinattaki herşeyin ve herkesin

maddeden çıkıp, maddenin kanunlarına mahkum olduğu;

maddenin sınırlarının dışında

varlığın söz konusu olmadığı

iddialarına dayanır. Bu düşünceye göre, maddeden ortaya

çıkan bütün yaratıklar-insan da dahil olmak üzere- ve

bütün organizmalar bir taraftan maddidir, diğer taraftan da çelişkiler

arasındaki mücadeleye mahkûmdur.

Tarihi materyalizme göre madde, bütün duyuş, düşünüş

ve idrakin kaynağıdır. İdrak ise türemiş ikincil

bir unsurdur. Çünkü idrak, maddenin yani varlığın bir

yansımasıdır. Düşünce ise, maddenin bir sonucudur.

Zira düşünce, tekâmülü sayesinde mükemmelliğin üst

basamaklarına çıkabilmiştir.

Tarihi Materyalizm, insanlık tarihini maddeci

temellere dayandırarak açıklamaktadır. Buna göre madde

ezelî ve ebedîdir ve kâinatta var olan her şey madde

tarafından yaratılmıştır. Tarihi Materyalizmin

sosyolojiye sunduğu temel, Evrim Teorisi’nin tabiî seleksiyon

yoluyla biyoloji ilmine sunduğu temelin aynısıdır.

İncelenmekte olan tür ne olursa olsun, o tabiî seleksiyon yoluyla

evrim geçirmiş bir türdü. İşte bu, onun

tabiatının sınırlarını çizer. Aynı

şekilde incelenmekte olan toplum ne olursa olsun, üretim ilişkilerinin

üretimle olan ilgisine, düşünce ve kurumların üretimle olan

ilişkisine göre şekillenmiş bir durumdadır.

Ayrıca tarihin materyalist yorumu insanlık

hayatında bir takım değerlerin

varlığını inkâr edip, hayatı sadece yemek, içmek,

giyinmek, barınmak ve cinsî ilişkiden ibaret olarak kabul

etmektedir.

Din, ahlâk ve ailenin materyalist yorumu ile aynı

anda iki şey kastedilir. Bunların birincisi; bu kurumların

bizatihi ve kendiliklerinden ayakta duran bir takım değerler

olmadıkları, onları bu şekilde görmenin mümkün

olmadığı, dolayısıyla bu kurumların ne köklü

ve ne de kutsallıklarından söz edilemeyeceğidir.

Materyalizme göre her ne olursa olsun din, insanların zihninde

onların günlük hayatına egemen olan dış güçlerin

vehmî bir yansımasından başka bir şey değildir.

Bu yansımada yeryüzünün güçleri, tabiat üstü bir takım güçler

şeklini alır.

Materyalistlere göre aile, ebedî bir sosyal yapı

değildir. Çağlar boyunca ailede pek çok değişiklikler

görülmüştür. İşte bu evrim son tahlilde ekonomik etken

ile belirlenir.

Cansız maddenin kanunlarının insana

uygunluğu iddiası, insanlık düşünce tarihinde daha

önce hiç bir şekilde görülmemiş “ilmî” bir efsane

biçimindedir. Bu ilmî efsanenin ortaya konulmasının patenti,

mutlak anlamda olmasa bile materyalist komünistlere aittir.

Materyalizm sadece komünist rejimlerde geçerli bir

anlayış değildir. Kapitalizm de en az komünizm kadar

materyalist bir anlayışa dayanmaktadır.

Bu sosyal düzen, katıksız olarak maddeci bir

düzendir. Bu düzende insan, yaratılış ve ahiretinden

soyutlanmış olarak ele alınır. Maddî hayat

içerisinde sadece maddi çıkarlarıyla varolan bir “homo

ekonomicus” (ekonomik insan)dır.

Kapitalist demokrasi düzeni, azgın bir

materyalist ruh taşımaktaysa da Materyalizmin hayat felsefesî

ve onun hayatı açıklayan öğretisi üzerine kurulmamıştır.

Bu düzenin sosyal atmosferinde hayat, maddî çıkar

hudutlarının dışındaki tüm alâkalardan soyutlanır.

Fakat, bu soyutlama işlemi bir felsefî anlayışa sahip

değildir. Buda kapitalist dünyada materyalist felsefî ekollerin

bulunmadığı anlamına gelmez. Aksine materyalizm,

ikbalini bu düzenin dünyasında bulmuştur. Zira sanayi devrimi

ile ortaya çıkan deneysel zihniyetin etkisi, mutlak doğru kabul

edilen birtakım fikirlerin

yanlışlığının ortaya çıkmasıyla

başlayan görüş ve anlayışlardaki

değişmenin doğurduğu şüphecilik ve fikri kargaşa,

aklı ve fikrî donduran, zulüm ve baskı yolunu seçen, sosyal

kargaşayı kendi lehine körükleyen hristiyanlığa

karşı yüz gösteren hoşnutsuzluk ve ondan cayma ruhu;

batılı zihniyetlerde materyalizmi

hazırlamıştır.

Allah’ı inkâr temeline dayalı olan bu

batılı düşünce sistemi, artık ilk doğduğu

topraklar üzerinde ve ideolojilerini buna dayandıran rejimlerin hâkim

olduğu ülkelerde bile tartışılmış, büyük

kitleler ve ilim adamları tarafından reddedilen bir düşünce

olmuştur. Haklı olarak bunun geçersizliğini ve

ilkeliğini gören demir perde gerisi devlet ve rejimler de bu düşünceden

vaz geçmeye başlamışlardır.

Sami ŞENER



Yapılan Yorumlar

Yorum Yapın