Makam-ı ibrahim Nedir Vikipedi

Sponsorlu Bağlantılar


MAKÂM-I İBRAHÎM

Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken bina ve
inşaatı kontrol etmek maksadıyla üzerine çıktığı
yerden hafif yüksek bir taş ve taşın bulunduğu yer.

İbn Abbas (r.a)’ın anlattığına
göre; Hz. İbrahim (a.s), Mekke’ye geldiğinde Allah’tan Kâbe’yi
inşa konusunda emir almıştı. Daha önceki
ziyaretlerinin aksine bu sefer görevli olarak gelmişti. Durumu
oğlu İsmail’e anlattı. Ondan kendisine yardım etmesini
istedi. Beraberce Beytullah’ın temellerini kazmaya
başladılar. Kur’anın ifadesine göre temelleri kazarken
şöyle dua ediyorlardı: "Ey Rabbimiz, senin rızan için
yaptığımız bu işimizi sen kabul buyur. Şüphesiz
ki, daima işiten ve daima bilen sensin, ancak sen" (el-Bakara,
2/127).

Temelleri kazınca hemen duvarların
yapımına başladılar. Hz. İsmail (a.s), taş
taşıyor; ihtiyar babası Hz. İbrahim (a.s) da duvar
örüyordu. Temel duvarları yükselip Hz. İbrahim için
duvarlara yetişmek güçleşince Hz. İsmail babasına
merdiven vazifesi görmek üzere uzunca bir taş getirdi. Hz.
İbrahim de taş üzerinde durarak Beytullah’ın
duvarlarını tamamlamaya çalıştı. İşte
bu taş "Makâm-ı İbrahîm"dir. İbn Abbas
diyor ki: "Hz. İbrahim (a.s), bu taş üzerinde durarak yapıya
devam ettiği için ona İbrahim’in üzerinde durduğu
taş, manasında "Makâm-ı İbrahim" adı
verilmiştir. Sonradan bu taş özel bir itina ile koruma altına
alınarak günümüze kadar muhafaza edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm bize bu taştan bir mûcize
olarak bahsetmektedir. Allah, Beytullah’ı överken şöyle
buyuruyor:

"Onda apaçık ayetler var. İbrahim’in
makamı var. Ona giren her türlü tecavüzden emin olur" (Âl-i
İmrân, 3/97).

Başka bir rivayete göre Makâm-ı
İbrahim Hz. İbrahim (a.s)’ın oğlu İsmail ile
hanımı Hâcer’i görmek için geldiğinde inip binerken
üzerine bastığı taştır. Kâbenin yapıldığı
sırada da duvarları yükselip iskele kullanma ihtiyacı
doğunca onu iskele yerine kullanmıştı.

"Makâm-ı İbrahim’in boyu bir
arşındır. Taş dört köşe olup üst tarafının
genişliği 14 parmağa 14 parmak, alttan da aynı
ölçüdedir. Hem alt kısmında, hem de üst kısmında
altından birer halka vardır. Taşın iki halkası
arası altınla kaplı olmayıp açıktır. Bütün
cephesi boyunca uzunluğu 9 parmak, eni ise 10 parmağa 10
parmaktır. Bu ebatlar, Halife Mütevekkil Alellah onu bugün
üzerinde bulunan altınla kaplatmadan önceki boyutları idi.
Esasen taşın her taraftan eni 21 parmak olup ortası dört
köşe şeklindedir. Hz. İbrahim (a.s)’ın ayak izleri
taşın içine 7 parmak gömülmüş olup biraz meyillidir.
Taş üzerindeki. iki ayak arasında 2 parmak mesafe vardır.
Ortası ona el sürülmesinden ötürü aşınmıştır.

Makâm-ı İbrahim, etrafı gümüşle
kaplı sâc ağacından yapılma bir havuz içinde olup
havuzun etrafı kalay madeni ile kaplanmıştır. Makâm-ı
İbrahim ile içine yerleştirildiği çanak arasında 2
parmaklık mesafe vardır. Üzerinde, sâc ağacından
yapılmış üstü kapalı bir sandık vardır.
Arka kısmında da yine sâc ağacından yapılma bir
eşik bulunmaktadır ki, bu eşik yere dayanmakta ve iki
tarafından zincirlerle sandığın alt kısmına
bağlı bulunmaktadır. Bu zincirler, iki taraftan da
sandukaya asma kilit vasıtasıyla kilitlenmektedir.

Abdullah b. Amr b. Âs (r.a)’dan şöyle dediği
nakledilmiştir: Haceru’l-Esved ile Makâm-ı İbrahim
Cennetten çıkmadırlar" İbn Abbas (r.a) demiştir
ki: "Dünyada, Haceru’l-Esved ile Makâm-ı İbrahim’den
başka Cennet varlığı yoktur. Zira onlar Cennet
cevherlerinden iki cevherdir. Eğer onlara müşrikler ellerini
dokundurmuş olmasalardı, ona dokunan dert sahiplerine Allah
mutlaka şifa verirdi". Mücâhid’den şöyle dediği
nakledilmiştir: "Makâm-ı İbrahim’e dokunulmaz. Zira
o, Allah’ın mûcizelerinden bir mûcizedir". Yine ondan
nakledildiğine göre, Kâbe’de açık mûcizeler (ayetler) vardır,
Makâm-ı İbrahim vardır" ayetinin tefsirinde şöyle
denilmiştir: "Makâm-ı İbrahim’deki mûcize, Hz.
İbrahim’in üzerindeki ayak izleridir". Ayrıca Mücâhid’in
şöyle dediği de nakledilmiştir: "Hz. İbrahim (a.s),
"Bu makam üzerine selâm olsun, dedikten sonra şöyle devam
etti: "Ey insanlar! Rabbinizin davetine icâbet edin. Bu sesi duyan
insanlar da: Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, dediler." Mücâhid devamla
bunu naklettikten sonra "Bugüne kadar kim Beytullah’ı ziyaret
etmişse, Hz. İbrahim (a.s)’ın o davetine icâbet etmiştir".
Bu hususa Kur’ânda şöyle işaret edilmiştir: Hani biz Kâbe’yi
vaktiyle insanlara bir sevap yeri ve her türlü düşman taarruzunda
emin bir sığınak yapmıştık. Siz de Makâm-ı
İbrahim’den namaz kılacak bir yer edinin. İbrahim ve
İsmail’e şöyle ahid verdik: "Beytimi hem tavaf edenler,
hem ibadete kapananlar, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz
bulundurun" (el-Bakara, 2/125).

Katâde bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:
"Hacılar, sadece Makâm-ı İbrahim önünde namaz kılmakla
emredilmiş olup, ona dokunmakla emredilmemişlerdir. Bu ümmet
öyle bir iş yapmaya zorlandı ki, bu şekilde ona dokunmaya
devam ettiler. Nihayet yıpranıp küçülmüştür".

Nevfel b. Muâviye ed-Deylî şöyle demiştir:
"Abdulmuttalib zamanında Makâm-ı İbrahim’i görmüştüm.
O zaman billur (kristal) gibi parlaktı."

Ebû Saîd el-Hudrî (ö. 64/638) bu konuda
şunları anlatmıştır: "Abdullah b. Selâm’a,
Makâm-ı İbrahim’in üzerindeki izi sordum. Bu taş günümüzde
olduğu gibi kalmıştır. Ancak Allah, Makâm-ı
İbrahim’i bir mucize yapmak istemiştir. Hz. İbrahim’e
insanları hacca gelmeye davet etmesini emredince, Hz. İbrahim
taşın üzerine çıktı. Üzerine çıkınca
taş bütün dağlardan daha yüksek oldu. Hz. İbrahim şöyle
seslendi: "Ey insanlar! Rabbinizin davetine icabet edin,." Bu
çağrı üzerine insanlarda ona cevap vererek: "Lebbeyk
Allahümme Lebbeyk" dediler. Bu esnada Allah’ın dilemesi ile Hz.
İbrahim’in ayaklarının izleri taşın üzerinde
kalmış oldu. Hz. İbrahim taşın üzerine çıkınca
sağa, sola dönerek: "Rabbinizin davetine icabet edin",
diyordu. Çağrısını tamamlayınca Makâm-ı
İbrahim’i kıble yaptı. Hz. İbrahim kapı cihetinde
oraya doğru namaz kıldı. Makâm-ı İbrahim,
Allah’ın dilediği zamana kadar kıble olarak kaldı. Hz.
İbrahim’den sonra oğlu Hz. İsmail (a.s)da Kâbe’nin kapısı
yönünde ona doğru namazını kılıyordu.

Bu durum Hz. Peygamber (s.a.s)’in zamanına kadar
devam etti. Daha sonra Cenab-ı Hakk, Hz. Peygamber’e Beyt-i Makdise
doğru namaz kılmasını emretti. Bu emirden sonra Hz.
Peygamber, gerek hicretten önce, gerekse hicretten sonra oraya doğru
namazlarını kıldı. Sonra Yüce Allah, Peygamberi razı
olacağı kıbleye döndürdü. Bundan sonra Hz. Peygamber (s.a.s),
Medine’de bulunduğu sürece Kâbe’nin oluğunun bulunduğu yöne
doğru namaz kıldı. Mekke’ye gelince orada bulunduğu
zaman zarfında Makâm-ı İbrahim’e doğru namaz
kıldı.

Şamil İA




Lütfen Sizde Konu Hakkında Yorum Yazın